İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN KADININ YALNIZCA KIZLIK SOYADINI KULLANMASI – YARGITAY KARARI İNCELEMESİ

Evli kadının soyadı meselesi, Türk aile hukukunda uzun yıllardır tartışılan, yalnızca teknik bir nüfus kaydı sorunu olarak görülemeyecek kadar önemli bir kişilik hakkı alanıdır. Soyadı, kişinin toplum içindeki kimliğini, mesleki itibarını, sosyal çevresindeki tanınırlığını ve bireysel aidiyetini doğrudan ilgilendirir. Bu nedenle kadının evlenmekle birlikte hangi soyadını taşıyacağı veya evlilik devam ederken kendi bekârlık soyadını tek başına kullanıp kullanamayacağı, hem aile hukuku hem de anayasal haklar bakımından özel bir öneme sahiptir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/5264 Esas, 2023/5332 Karar sayılı ve 09.11.2023 tarihli kararı, boşanma davası devam ederken kadının yalnızca kızlık soyadını, başka bir ifadeyle bekârlık soyadını kullanmasına izin verilmesine ilişkin önemli bir emsal niteliğindedir. Kararda, ilk derece mahkemesinin davacı kadının kocasının soyadı olmaksızın yalnızca kendi soyadını kullanmasına izin veren hükmü, istinaf incelemesinden sonra temyiz denetiminden de geçerek onanmıştır. Böylece Yargıtay, evli kadının bekârlık soyadını tek başına kullanma hakkının, özellikle özel hayat, kişilik hakkı ve cinsiyet eşitliği ekseninde değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur.

Bu karar, “boşanma davası devam ederken kadının soyadı”, “evli kadının kızlık soyadını kullanması”, “kadının yalnızca bekârlık soyadını kullanma davası” ve “aile hukuku Yargıtay kararı” gibi uygulamada sıkça karşılaşılan arama ve danışma konuları bakımından dikkat çekicidir. Zira boşanma davası henüz sonuçlanmamış olsa dahi, evliliğin devam ediyor olması kadının kişilik hakkının tamamen askıya alınması anlamına gelmemektedir. Kadının, eşinin soyadını taşımak istememesi kimi zaman aile içi çatışmalar, kimi zaman mesleki veya sosyal gerekçeler, kimi zaman da somut olayda olduğu gibi eşin adli sicil veya arşiv kayıtları nedeniyle ortaya çıkabilmektedir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi de Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesindeki evli kadının kocasının soyadını almasına ilişkin kuralı, kadın ve erkek arasında cinsiyet temelli farklı muamele doğurduğu gerekçesiyle iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi, soyadının kişinin kimliği ve kişiliğinin parçası olduğunu; bu hakkın özel hayat kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve evli kadının kendi soyadını tek başına kullanmasının engellenmesinin eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığını vurgulamıştır. (Anayasa Mahkemesi) Bu anayasal yaklaşım, Yargıtay’ın yerleşen içtihat çizgisiyle birlikte değerlendirildiğinde, kadının soyadı hakkının artık yalnızca Medeni Kanun’un lafzı üzerinden değil, temel haklar ve insan hakları hukuku ekseninde ele alınması gerektiğini göstermektedir.

Olayın Özeti: Boşanma Davası Sürerken Bekârlık Soyadını Kullanma Talebi

İncelemeye konu Yargıtay kararında davacı kadın, davalı eşi ile 2018 yılında evlendiğini, taraflar arasında boşanma davasının derdest olduğunu ve eşinin soyadını taşımak istemediğini belirterek dava açmıştır. Davacı, yalnızca kendi bekârlık soyadını kullanmak istediğini, evli olduğu kişinin soyadını kendi soyadıyla birlikte dahi kullanmak istemediğini ifade etmiştir. Başka bir anlatımla davacının talebi, eşinin soyadının tamamen terk edilerek yalnızca kendi aile soyadının kullanılmasına izin verilmesidir.

Somut olayda davacı kadının talebinin arka planında, davalının adli sicil ve arşiv kayıtlarının bulunduğuna ilişkin beyanı da yer almaktadır. Bu husus, kadının eşinin soyadını taşımaya devam etmesinin kendisi bakımından kişisel, sosyal veya mesleki sonuçlar doğurabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Ancak kararın esas değeri, yalnızca davalının adli sicil kaydına ilişkin iddiadan kaynaklanmamaktadır. Zira mahkemeler, kadının sadece bekârlık soyadını kullanma talebini değerlendirirken, bu hakkın kullanılabilmesi için ayrıca ağır, olağanüstü veya ispatı güç bir haklı sebep aranmasına gerek bulunmadığı yönündeki içtihatları da dikkate almıştır.

İlk derece mahkemesi olan Kütahya 1. Aile Mahkemesi, tarafların evli olduğunu, aralarında başka bir aile mahkemesinde boşanma davasının devam ettiğini ve davacı kadının yalnızca bekârlık soyadını kullanma talebinde bulunabileceğini kabul etmiştir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesi yanında Anayasa’nın 17. ve 90. maddelerini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. ve 14. maddelerini ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarihli kararını birlikte değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonucunda, davacının kocasının soyadı olmaksızın yalnızca “ER” soyadını kullanmasına izin verilmiştir.

Davalı taraf kararı istinaf etmiş, ancak Bölge Adliye Mahkemesi başvuruyu esastan reddetmiştir. Davalı vekili bu kez temyiz yoluna başvurmuş; davacının boşanma davasını sürüncemede bıraktığını ve verilen kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Ne var ki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamış ve davalı tarafın temyiz itirazlarını kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görmemiştir.

Hukuki Mesele: Evli Kadın Boşanma Davası Devam Ederken Sadece Kendi Soyadını Kullanabilir mi?

Kararın merkezindeki hukuki mesele, evlilik birliği hukuken devam ederken kadının yalnızca bekârlık soyadını kullanmasına izin verilip verilemeyeceğidir. Bu soru, ilk bakışta Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesiyle bağlantılı görünse de, gerçekte çok daha geniş bir anayasal ve insan hakları hukuku tartışmasını içermektedir.

Geleneksel düzenleme bakımından Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesi, kadının evlenmekle kocasının soyadını alacağını, ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadının önünde önceki soyadını da kullanabileceğini öngörüyordu. Bu düzenleme, kadına bekârlık soyadını eşinin soyadıyla birlikte kullanma imkânı tanıyor; fakat kadının evlilik içinde yalnızca kendi soyadını taşımasına açıkça imkân vermiyordu. Buna karşılık erkek, evlenmeden önceki soyadını evlilik sonrasında da tek başına kullanmaya devam ediyordu.

Tam da bu noktada sorun, eşler arasında soyadı bakımından farklı muamele yapılıp yapılmadığı meselesine dönüşmektedir. Erkek evlenmekle soyadını değiştirmek zorunda kalmazken, kadının evlilik nedeniyle soyadı değişikliğine zorlanması, cinsiyet temelinde farklı bir hukuki sonuç doğurmaktadır. Bu farklılığın aile birliğinin korunması, nüfus kayıtlarının düzeni veya ortak aile adı ihtiyacı gibi gerekçelerle açıklanıp açıklanamayacağı ise hem Anayasa Mahkemesi’nin hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında tartışılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını güvence altına alırken, 14. maddesi Sözleşme’de tanınan haklardan yararlanmada ayrımcılığı yasaklamaktadır. Soyadı, kişinin özel hayatına, kimliğine ve kişiliğine ilişkin bir unsur olduğu için bu alanın yalnızca nüfus tekniği veya aile düzeni gerekçesiyle dar yorumlanması mümkün değildir. Anayasa’nın 17. maddesi kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını güvence altına almakta; 90. maddesi ise temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanun hükümlerinin çatışması hâlinde milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağını düzenlemektedir.

Bu çerçevede, evli kadının yalnızca kızlık soyadını kullanması davası, klasik anlamda bir isim veya kayıt düzeltme davası olmaktan çıkarak kişilik hakkının korunması davası niteliği kazanmaktadır. Çünkü burada tartışılan yalnızca nüfus kütüğünde hangi soyadının yazacağı değildir. Asıl mesele, kadının kendi kimliği üzerinde belirleyici olma hakkı, evlilik nedeniyle kişisel kimliğinin zorunlu olarak değişip değişmeyeceği ve devletin bu alanda ne ölçüde müdahale edebileceğidir.

Yargıtay’ın incelediği somut olayda boşanma davasının devam ediyor olması da ayrıca önem taşımaktadır. Boşanma davası derdest olduğunda taraflar arasındaki evlilik birliği hukuken henüz sona ermemiştir. Buna rağmen, fiilen taraflar arasında ciddi bir uyuşmazlık bulunduğu ve evlilik ilişkisinin yargı önünde tartışıldığı açıktır. Böyle bir süreçte kadının, boşanma hükmünün kesinleşmesini beklemeksizin kendi bekârlık soyadını kullanmak istemesi, kişisel kimliği ve manevi bütünlüğü bakımından korunmaya değer bir talep olarak değerlendirilmiştir.

Yargıtay’ın Gerekçesi ve Değerlendirilmesi

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kararında uyuşmazlığı “evli kadının bekârlık soyadını kullanmasına izin verilmesinin yerinde olup olmadığı” noktasında toplamıştır. Daire, temyiz incelemesinde öncelikle Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının hangi hâllerde bozulabileceğini düzenleyen Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine işaret etmiştir. Buna göre temyiz mercii, ancak HMK’nın 371. maddesinde sayılan bozma sebeplerinden birinin varlığı hâlinde Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozabilir.

Somut olayda Yargıtay, tarafların iddia ve savunmalarını, dosyadaki belgeleri, uygulanması gereken hukuk kurallarını, hukuki ilişkinin nitelendirilmesini, dava şartlarını, yargılama ve ispat kurallarını birlikte değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonucunda, Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu, davalı erkek tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin kararın bozulmasını gerektirmediği sonucuna ulaşılmıştır. Böylece istinaf kararının HMK’nın 370. maddesi uyarınca onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay kararının önemini artıran husus, Daire’nin yalnızca şekli bir usul incelemesiyle yetinmeyip, alt derece mahkemelerinin anayasal ve uluslararası hukuk temelli gerekçelerini hukuka uygun bulmasıdır. İlk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, TMK 187 hükmünü Anayasa’nın 17. ve 90. maddeleri ile AİHS’in 8. ve 14. maddeleri ışığında yorumlamıştır. Bu yaklaşım, iç hukuk kuralının temel haklarla uyumlu yorumlanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bölge Adliye Mahkemesi kararında, evli kadının soyadı meselesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında özel hayat kapsamında değerlendirildiği; kadının kocasının soyadını kullanma zorunluluğunun özel hayata müdahale niteliği taşıdığı belirtilmiştir. Ayrıca yalnızca bekârlık soyadını kullanma talebi için ayrıca haklı bir gerekçe aranmasına gerek olmadığına vurgu yapılmıştır. Bu vurgu son derece önemlidir. Çünkü uygulamada kimi zaman kadının yalnızca kendi soyadını kullanabilmesi için mesleki tanınırlık, akademik yayın geçmişi, ticari itibar veya benzeri özel nedenleri ispat etmesi gerektiği düşünülmektedir. Oysa kararın benimsediği yaklaşım, soyadı hakkını istisnai bir ayrıcalık değil, doğrudan kişilik hakkı ve eşitlik ilkesi kapsamında korunan bir hak olarak kabul etmektedir.

Bu yönüyle karar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarihli karar çizgisiyle de uyumludur. Hukuk Genel Kurulu, evli kadının yalnızca kendi soyadını kullanma talebinde haklı neden aranmasına gerek bulunmadığını kabul etmişti. İncelemeye konu karar da aynı anlayışı sürdürmekte ve boşanma davası devam ederken dahi kadının bekârlık soyadını tek başına kullanabileceği yönündeki değerlendirmeyi hukuka aykırı bulmamaktadır.

Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin TMK 187’ye ilişkin iptal kararının gerekçesi de bu değerlendirmeyi güçlendirmektedir. Anayasa Mahkemesi, soyadının kişinin kimliği ve kişiliğinin parçası olduğunu, evli kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanamamasının cinsiyet temelinde farklı muamele oluşturduğunu ve nüfus kayıtlarının düzeni ya da aile bağlarının korunması gibi gerekçelerin bu farklı muameleyi haklı kılmadığını ifade etmiştir. (Anayasa Mahkemesi) Bu nedenle Yargıtay’ın söz konusu kararı, yalnızca karar tarihi itibarıyla değil, sonraki anayasal gelişmeler ışığında da aile hukukunda temel haklara duyarlı yorum anlayışının önemli bir örneği olarak okunmalıdır.

Kararın Uygulamaya Yansımaları

Bu kararın uygulamadaki ilk sonucu, boşanma davası devam eden kadınların, boşanma hükmünün kesinleşmesini beklemeksizin yalnızca kendi bekârlık soyadlarını kullanmak üzere dava açabileceklerinin kabul edilmesidir. Uygulamada bazı kişiler, evlilik devam ettiği sürece kadının mutlaka eşinin soyadını taşımak zorunda olduğunu, ancak boşanma kararı kesinleştikten sonra eski soyadına dönebileceğini düşünmektedir. Oysa bu karar, evliliğin şeklen devam ediyor olmasının kadının kişilik hakkı üzerinde mutlak bir sınırlama doğurmadığını göstermektedir.

İkinci önemli sonuç, kadının bu talebini ileri sürebilmesi için mutlaka boşanma davasının açılmış olması gerekip gerekmediği tartışması bakımından ortaya çıkar. İncelemeye konu olayda boşanma davasının derdest olması somut bir olgu olarak değerlendirilmiştir. Ancak kararın dayandığı temel gerekçe, boşanma davasından ziyade kadının soyadı hakkının özel hayat, kişilik hakkı ve eşitlik ilkesi kapsamında korunmasıdır. Bu nedenle yalnızca boşanma sürecinde olan kadınlar bakımından değil, evlilik içinde kendi soyadını tek başına kullanmak isteyen kadınlar bakımından da kararın hukuki değeri bulunmaktadır.

Üçüncü olarak karar, “haklı sebep” tartışmasına açıklık getirmektedir. Kadının sadece bekârlık soyadını kullanmak istemesi, tek başına korunmaya değer bir irade açıklaması olarak kabul edilmelidir. Elbette somut olayda eşin adli sicil veya arşiv kaydının bulunması gibi ek gerekçeler talebin anlaşılmasını kolaylaştırabilir. Ancak soyadı hakkı bakımından esas olan, kadının kendi kimliği üzerinde söz sahibi olmasıdır. Kadının mesleki çevresinde bekârlık soyadıyla tanınması, akademik yayınlarını bu soyadıyla yapmış olması, ticari itibarının bu isimle oluşması veya eşinin soyadını taşımak istememesi gibi gerekçeler, talebin somut görünümünü güçlendirebilir; fakat hakkın varlığı yalnızca bu gerekçelere bağlı değildir.

Dördüncü olarak karar, aile mahkemeleri önünde açılacak davalarda anayasal ve uluslararası hukuk normlarının etkin biçimde ileri sürülmesi gerektiğini göstermektedir. Evli kadının soyadı davası açılırken yalnızca Türk Medeni Kanunu hükümlerine dayanmak yeterli olmayabilir. Dava dilekçesinde Anayasa’nın 17. maddesi, Anayasa’nın 90. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. ve 14. maddeleri, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları birlikte değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, mahkemenin uyuşmazlığı yalnızca kanun lafzı ile sınırlı görmesini engeller ve temel haklara uygun yorum yapılmasını sağlar.

Beşinci olarak, karar nüfus idaresi uygulamaları bakımından da önemlidir. Kadının soyadı konusunda mahkeme kararı alınması hâlinde, bu kararın nüfus kayıtlarına yansıtılması gerekir. Ancak uygulamada kararın kesinleşmesi, nüfus müdürlüğüne gönderilmesi, kayıtların güncellenmesi ve kimlik belgelerinin yenilenmesi gibi süreçlerde teknik ve idari aşamalar gündeme gelebilir. Bu nedenle yalnızca davanın kazanılması değil, kararın uygulanması sürecinin de dikkatle takip edilmesi gerekir.

Altıncı olarak, karar boşanma süreciyle birlikte yürüyen kişisel hak uyuşmazlıklarının bağımsız dava konusu yapılabileceğini göstermektedir. Boşanma davası devam ederken nafaka, velayet, mal rejimi, ziynet alacağı veya kişisel ilişkinin düzenlenmesi gibi meseleler ön plana çıksa da, soyadı hakkı da kadının manevi bütünlüğü bakımından ayrı ve ciddi bir hukuki konudur. Özellikle uzun süren boşanma davalarında kadının yıllarca istemediği bir soyadını taşımaya zorlanması, kişilik hakkının ihlali sonucunu doğurabilir.

Bu kararın SEO ve uygulama diliyle ifade edilmesi gerekirse, “boşanma davası devam ederken kızlık soyadını kullanma”, “evli kadının bekârlık soyadını kullanması”, “kadının soyadı Yargıtay kararı”, “aile hukuku emsal karar” ve “soyadı değiştirme davası” gibi başlıklarda hukuki danışmanlık arayan kişiler bakımından karar önemli bir yol göstericidir. Ancak her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerekir. Dava dilekçesinin doğru hukuki zemine oturtulması, ilgili içtihatların güncel biçimde kullanılması ve kararın nüfus kayıtlarına uygulanması sürecinin profesyonelce takip edilmesi, hak kaybı yaşanmaması açısından önemlidir.

Sonuç ve CN Avukatlık Ofisi’nin Görüşü

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/5264 Esas, 2023/5332 Karar sayılı kararı, evli kadının soyadı hakkının aile hukukunun dar kalıpları içinde değil, kişilik hakkı, özel hayatın korunması ve cinsiyet eşitliği ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyan önemli bir karardır. Kararın temel mesajı açıktır: Boşanma davası devam ediyor olsa dahi, kadın yalnızca kendi bekârlık soyadını kullanmak isteyebilir ve bu talep, hukuken korunmaya değer bir kişilik hakkı kapsamında değerlendirilmelidir.

Bu karar, kadının evlilik nedeniyle kimliğinin zorunlu olarak değiştirilemeyeceği yönündeki çağdaş hukuk anlayışının Yargıtay uygulamasındaki yansımalarından biridir. Evlilik, eşlerden birinin diğerinin kimliği içinde erimesini gerektiren bir kurum değildir. Aile birliğinin korunması, ancak bireylerin kişilik haklarına saygı gösterildiği ölçüde gerçek ve sürdürülebilir bir anlam kazanır. Kadının kendi soyadını kullanma iradesi de bu kişilik alanının doğal bir parçasıdır.

CN Avukatlık Ofisi olarak kanaatimizce, evli kadının yalnızca kendi soyadını kullanma talebinin istisnai ve olağanüstü bir talep gibi görülmemesi gerekir. Bu talep, Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa Mahkemesi kararları ve Yargıtay içtihatları ışığında temel hak ekseninde ele alınmalıdır. Özellikle boşanma sürecinde olan kadınlar bakımından, istemedikleri bir soyadını taşımaya devam etmeleri kişisel, sosyal ve mesleki sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle soyadı meselesi, boşanma davasının tali ve önemsiz bir ayrıntısı değil, doğrudan kişilik hakkına temas eden bağımsız bir hukuki konudur.

Benzer şekilde evli kadının kızlık soyadını kullanması, boşanma davası devam ederken soyadı değişikliği, aile hukuku kapsamında kişilik haklarının korunması veya nüfus kayıtlarının düzeltilmesi gibi konularda her somut olayın hukuki dayanakları titizlikle incelenmelidir. Dava açmadan önce mevcut içtihatların, Anayasa Mahkemesi kararlarının, nüfus uygulamalarının ve boşanma dosyasındaki özel koşulların birlikte değerlendirilmesi gerekir.

CN Avukatlık Ofisi olarak, aile hukuku, boşanma davası, soyadı değişikliği ve kişilik haklarının korunmasına ilişkin uyuşmazlıklarda profesyonel hukuki destek alınmasının hak kayıplarını önleyeceği kanaatindeyiz. Boşanma davası devam ederken yalnızca bekârlık soyadınızı kullanmak, evlilik içinde kendi soyadınızla hukuki ve sosyal kimliğinizi sürdürmek veya benzer bir aile hukuku sorununda yol haritası belirlemek istiyorsanız, cecenhukuk.com üzerinden CN Avukatlık Ofisi ile iletişime geçerek somut olayınıza uygun hukuki değerlendirme talep edebilirsiniz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir