İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

BELİRSİZ ALACAK DAVASININ KALDIRILMASI

Türk hukuk yargılamasının 2011 yılından bu yana en çok başvurulan dava türlerinden biri olan belirsiz alacak davası, önemli bir yasal değişiklikle tarihe karışıyor. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesiyle düzenlenen ve özellikle işçilik alacakları, tazminat talepleri ile maddi-manevi zarar davalarında yıllardır yoğun biçimde kullanılan bu dava türü, yapılan kanuni düzenlemeyle tamamen yürürlükten kaldırılıyor. Bunun yerine kanun koyucu, alacaklıların haklarını koruyabilmesi adına farklı bir mekanizma öngörmüş durumda: kısmi dava açan taraflara, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın, tahkikat aşaması sona erinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere talep artırımında bulunma hakkı tanınıyor. Bu değişiklik, yalnızca teknik bir usul hukuku düzenlemesi olmanın ötesinde, dava stratejilerini, alacaklıların hak arama biçimini ve mahkemelerin iş yükünü doğrudan etkileyecek yapısal bir dönüşüm niteliği taşıyor.

Belirsiz alacak davasının ortaya çıkış amacı, dava açıldığı anda alacağın miktarının tam olarak belirlenemediği veya belirlenmesinin alacaklıdan beklenemeyeceği durumlarda, davacının hak kaybına uğramadan dava açabilmesini sağlamaktı. Özellikle işçilik alacaklarında kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti gibi kalemlerin hesaplanması çoğu zaman bilirkişi incelemesine muhtaç olduğundan, davacılar dava açarken kesin bir miktar belirtmek zorunda kalmadan yargılamaya başlayabiliyor, bilirkişi raporu sonrasında talep sonucunu kesinleştirebiliyordu. Ancak zamanla bu kurumun uygulamada amacı dışında, adeta harç ve zamanaşımı risklerinden kaçınmak için bir araç haline getirildiği yönünde eleştiriler yükseldi. Yargıtay içtihatlarında da belirsiz alacak davasının şartlarının somut olayda gerçekten var olup olmadığı sık sık tartışma konusu oldu ve bu durum, hem davacılar hem de mahkemeler açısından belirsizlik ile öngörülemezlik yaratan bir uygulama alanı doğurdu.

Yapılan düzenlemenin yasal dayanağına bakıldığında, kanunun 19. maddesi HMK m.107’yi doğrudan yürürlükten kaldırırken, 20. maddesi ise HMK m.109’a eklenen dördüncü fıkra ile kısmi dava kurumunu güçlendiren yeni bir imkân getiriyor. Buna göre davacı, dava konusu alacağın tamamını talep etmek yerine bir kısmı için dava açabilecek; yargılama sürecinde, özellikle bilirkişi incelemesi veya delillerin toplanması sonucunda alacağın gerçek miktarının ortaya çıkması hâlinde, tahkikat bitene kadar bir kez talep artırımında bulunabilecektir. Bu artırım işlemi, ıslah müessesesinden farklı olarak harç ve diğer usuli yükümlülükler bakımından davacı lehine daha esnek bir yapı sunmaktadır; zira iddianın genişletilmesi yasağı bu artırım için işletilmeyecektir. Alacaklılar açısından belki de en kritik güvence ise zamanaşımına ilişkin düzenlemededir: artırılan kısım yönünden zamanaşımının, dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır. Bu sayede, davacının başlangıçta düşük bir miktar üzerinden dava açmış olması, sonradan ortaya çıkan ek alacak kalemleri bakımından zamanaşımı def’i ile karşılaşma riskini önemli ölçüde azaltmaktadır.

Bu değişikliğin pratikteki en somut yansıması, iş hukuku uyuşmazlıklarında görülecektir. İşçilik alacaklarına ilişkin davalarda avukatlar, artık dava dilekçesini hazırlarken “belirsiz alacak davası” sıfatını kullanamayacak, bunun yerine kısmi dava açma ve sonradan talep artırma yolunu tercih edeceklerdir. Bu durum, dava açılışında daha dikkatli bir ön hesaplama yapılmasını gerekli kılabilir; zira talep artırım hakkının yalnızca bir kez kullanılabilecek olması, davacı vekillerinin bilirkişi raporunu bekleme stratejisini yeniden gözden geçirmesini gerektirecektir. Tazminat ve maddi-manevi zarar davalarında da benzer bir uyum süreci yaşanması beklenmektedir. Öte yandan işveren ve borçlu taraf açısından bakıldığında, davanın başında talep edilen miktarın kesinleşmemiş olması hâlâ mümkün olduğundan, sürecin öngörülebilirliği tam anlamıyla sağlanmış olmayabilir; ancak zamanaşımının dava tarihinden itibaren kesilmesi kuralı, borçlular için de nihai sorumluluk kapsamının daha erken bir aşamada şekillenmesini sağlayacaktır.

Kanun koyucunun bu düzenlemeyi yaparken gözettiği temel amaçlardan biri, belirsiz alacak davası kurumunun uygulamada yarattığı içtihat karmaşasını ortadan kaldırmak ve kısmi dava ile talep artırımı arasındaki sınırları netleştirmektir. Ancak değişikliğin yürürlüğe girmesiyle birlikte, mevcut davaların akıbeti de önem kazanmaktadır. Geçiş hükmü uyarınca, yürürlük tarihinden önce açılmış olan belirsiz alacak davaları eski hükümlere göre görülmeye devam edecektir; bu sayede halihazırda derdest olan davalarda hak kaybı yaşanmasının önüne geçilmiş, usul hukukunun beklenen istikrar ilkesine uygun bir geçiş süreci öngörülmüştür. Bununla birlikte, yeni açılacak davalarda avukatların ve davacıların bu değişikliğe hızla adapte olması, dava dilekçelerinin ve talep sonuçlarının bu yeni rejime uygun şekilde kaleme alınması büyük önem taşımaktadır.

CN Avukatlık Ofisi bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmekte ve hukuk yargılaması usulüne ilişkin mevzuat değişikliklerini müvekkillerinin haklarını en iyi şekilde koruyacak dava stratejilerine yansıtmaktadır. Özellikle işçilik alacakları, tazminat talepleri ve maddi-manevi zarar davalarında kısmi dava ile talep artırımı mekanizmasının doğru kullanılması, zamanaşımı risklerinin bertaraf edilmesi ve davanın en etkin biçimde yürütülmesi açısından uzman hukuki desteğin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Önümüzdeki dönemde, Yargıtay’ın yeni düzenleme kapsamında talep artırımı hakkının kullanım şartlarına, “tahkikatın sona ermesi” kavramının somut olaylarda nasıl yorumlanacağına ve artırım hakkının usulüne uygun kullanılmaması hâlinde ortaya çıkabilecek hak kayıplarına ilişkin içtihatlar geliştirmesi beklenmektedir. Bu süreçte uygulamada yaşanabilecek tereddütlerin, yeni içtihatlar ve olası ikincil düzenlemelerle zamanla giderilmesi öngörülmektedir. Belirsiz alacak davasının kaldırılmasının, dava açma stratejilerini nasıl şekillendireceğini ve mahkeme uygulamalarını ne yönde etkileyeceğini merak eden gerçek ve tüzel kişilerin, güncel mevzuata uygun hareket edebilmek için alanında uzman bir hukuk bürosundan destek alması büyük önem taşımaktadır. Bu konuda daha detaylı bilgi almak ve davanızın bu yeni düzenlemeye uygun şekilde yürütülmesini sağlamak için CN Avukatlık Ofisi ile iletişime geçebilirsiniz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir