7589 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte kamuoyunda “yargı paketi genel af getiriyor mu” sorusu yoğun biçimde tartışılmaya başlanmıştır. Ancak kanun metni incelendiğinde görülmektedir ki söz konusu düzenleme, ne genel af ne de özel af niteliğinde bir hüküm içermemekte; buna karşılık usul hukuku, icra satışları, idari yargı ve belirli bir suç tipine özgü sınırlı bir ceza indirimi rejimini bir araya getirmektedir. Bu makalede, kanunun kapsamına ilişkin en sık sorulan sorular ele alınarak düzenlemenin gerçek çerçevesi ortaya konulmaya çalışılacaktır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki 7589 sayılı Kanun’da toplu bir infaz indirimi, genel af veya özel af hükmü bulunmamaktadır. Türk hukuk sisteminde genel af, Anayasa’nın öngördüğü nitelikli çoğunlukla TBMM tarafından çıkarılan ayrı bir kanunla düzenlenebilecek istisnai bir müessesedir ve bu paket kapsamında böyle bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Kanunun getirdiği değişiklikler, daha ziyade yargılama süreçlerinin hızlandırılması, icra ve idari yargı uygulamalarının sadeleştirilmesi ile belirli bir suç tipi bakımından etkin pişmanlığa dayalı sınırlı bir indirim rejiminin hayata geçirilmesi amacına hizmet etmektedir. Dolayısıyla kamuoyunda zaman zaman dile getirilen “toplu tahliye” veya “genel af” beklentilerinin, kanunun gerçek kapsamıyla örtüşmediğinin altını çizmek gerekir.
Kanunun en çok tartışılan hükümlerinden biri, Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen ceza indirimidir. Bu düzenlemenin kapsamı oldukça dar ve spesifik biçimde çizilmiştir: indirimden yararlanabilmek için kişinin, banka veya kredi kartına, hesaba ya da kripto varlık hesabına ilişkin zorunlu bilgi veya araçları haksız bir menfaat karşılığında başkasına vermiş olması ve bu fiilin nitelikli dolandırıcılık suçuna iştirak teşkil etmesi gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, hüküm yalnızca organize dolandırıcılık şebekelerinde “hesap satıcısı” konumunda bulunan, nispeten sınırlı bir kusur derecesine sahip failleri hedeflemektedir. Nitelikli dolandırıcılık suçuna bu fiil dışında farklı biçimlerde iştirak eden kişiler bakımından ise böyle bir indirim öngörülmemiştir. Bu ayrım, uygulamada dosyaların tek tek incelenmesini ve failin somut eyleminin madde metninde tarif edilen fiille örtüşüp örtüşmediğinin titizlikle değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Medeni usul hukuku alanında ise kanun, uzun yıllardır uygulamada tartışma konusu olan belirsiz alacak davası müessesesini köklü biçimde değiştirmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi tamamen yürürlükten kaldırılmış olup, bu davanın klasik anlamda artık açılması mümkün değildir. Bununla birlikte kanun koyucu, alacaklıların hak kaybına uğramaması için alternatif bir mekanizma öngörmüştür: kısmi dava açan taraf, ıslah yoluna başvurma zorunluluğu olmaksızın, tahkikat aşaması sona erinceye kadar talebini bir kez artırabilecektir. Önemle belirtmek gerekir ki bu şekilde yapılan talep artırımı, ilk dava tarihi itibarıyla zamanaşımını kesmiş sayılacaktır. Bu düzenleme, belirsiz alacak davasının sağladığı zamanaşımı güvencesini büyük ölçüde koruyan, ancak davanın açılış şeklini ve usulünü değiştiren bir ara formül niteliğindedir. İş hukuku, trafik kazalarından kaynaklanan tazminat davaları ve ticari alacak uyuşmazlıkları başta olmak üzere birçok alanda halen derdest olan ya da açılması planlanan davalarda bu değişikliğin dikkate alınması büyük önem taşımaktadır.
Ceza muhakemesi alanında dikkat çeken bir diğer değişiklik, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararlarına karşı başvurulacak kanun yoluna ilişkindir. Daha önce HAGB kararlarına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilmekteyken, yeni düzenlemeyle bu yol kaldırılmış ve yerine istinaf kanun yolu getirilmiştir. Bölge adliye mahkemesi tarafından istinaf incelemesi sonucunda verilen kararlara karşı ise, kanunda aranan koşulların sağlanması hâlinde temyiz yoluna başvurulabilecektir. Bu değişikliğin pratik sonucu, HAGB kararlarının artık yalnızca şeklî bir denetime değil, hem usul hem de esas yönünden kapsamlı bir incelemeye tabi tutulabilecek olmasıdır. Bu durum, sanık ve müdafiler açısından daha geniş bir hukuki denetim imkânı sunarken, aynı zamanda başvuru sürelerine ve istinaf dilekçesinin içeriğine ilişkin usul kurallarına da eskisinden daha fazla özen gösterilmesini gerektirmektedir.
Kanunun yürürlük tarihleri bakımından da farklı bir yapı benimsenmiştir; tüm hükümler aynı anda yürürlüğe girmemiştir. Kanun maddelerinin büyük çoğunluğu 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiş olmakla birlikte, bazı hükümler için kademeli bir yürürlük takvimi öngörülmüştür. Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen elektronik satış portalına ilişkin hüküm ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki video yoluyla duruşmaya katılım hükmü, kanunun yayımından itibaren üç ay sonra yürürlüğe girecektir; bu süre, ilgili teknik altyapının kurulması ve uygulamaya hazır hâle getirilmesi amacıyla öngörülmüş bir intibak dönemi olarak değerlendirilebilir. Danıştay Kanunu’nda yer alan süreye ilişkin değişiklik ise diğer hükümlerden farklı olarak 23 Temmuz 2026 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde düzenlenmiştir. Bu kademeli yürürlük yapısı, uygulayıcıların her bir hükmün hangi tarihte devreye gireceğini ayrı ayrı takip etmesini gerektirmekte; aksi hâlde henüz yürürlüğe girmemiş bir hükme dayanılarak işlem tesisi ya da yürürlükte olan bir hükmün gözden kaçırılması gibi hak kayıplarına yol açabilecek hatalar ortaya çıkabilmektedir.
Genel bir değerlendirme yapıldığında, 7589 sayılı Kanun’un kamuoyunda zaman zaman “af paketi” olarak nitelendirilmesinin, düzenlemenin gerçek içeriğini tam olarak yansıtmadığı görülmektedir. Kanun, belirli ve sınırlı bir suç tipine özgü ceza indirimini, usul hukukunda köklü bir müessese değişikliğini ve idari-icra süreçlerine ilişkin düzenlemeleri bir araya getiren, teknik ve çok katmanlı bir metin niteliğindedir. Vatandaşlar ve işletmeler açısından önemli olan, kendi somut durumlarının bu düzenlemelerden hangisinin kapsamına girdiğinin doğru biçimde tespit edilmesi ve buna göre hareket edilmesidir. CN Avukatlık Ofisi bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmekte ve 7589 sayılı Kanun’un ceza, icra, idari yargı ve usul hukuku alanlarındaki yansımalarını güncel uygulama pratikleriyle birlikte değerlendirerek müvekkillerine somut ve uygulanabilir çözümler sunmaktadır.
TCK m.158/4 kapsamındaki etkin pişmanlık imkânından yararlanmak isteyenler, HAGB kararına karşı istinaf sürecini yürütmek isteyenler ya da belirsiz alacak davası kapsamındaki dosyalarının yeni düzenlemeden nasıl etkileneceğini öğrenmek isteyenler, haklarının doğru biçimde tespiti ve korunması için CN Avukatlık Ofisi ile iletişime geçebilirler.






Yorumlar kapatıldı.