Miras hukukunda sorunun ağırlığını belirleyen hüküm TMK m. 641/1’dir: “Mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludurlar.” Mirasçı, terekeden kendisine düşen payla sınırlı değil, kendi malvarlığıyla ve diğer mirasçılarla birlikte müteselsilen sorumlu olur. Borca batık bir tereke söz konusu olduğunda mesele, mirasın reddine ilişkin sürenin işleyip işlemediğidir.
Süreye bağlı ret
TMK m. 605/1 uyarınca yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler. TMK m. 606/1 süreyi belirler: “Miras, üç ay içinde reddolunabilir.” M. 606/2 sürenin başlangıcını iki ayrı hâle bağlar. Yasal mirasçılar için süre, mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar.
Reddin şekli TMK m. 609’da düzenlenmiştir: ret, mirasçılar tarafından sulh mahkemesine sözlü veya yazılı beyanla yapılır ve kayıtsız şartsız olmalıdır. Sulh hâkimi beyanı bir tutanakla tespit eder; süresi içinde yapılmış ret beyanı mirasın açıldığı yerin sulh mahkemesince özel kütüğüne yazılır.
Sürenin geçmesinin sonucu TMK m. 610/1’de açıkça yazılıdır: “Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur.” Bu noktadan sonra m. 641/1’deki müteselsil sorumluluk doğmuş olur.
Süreye bağlı olmayan ret
Üç aylık süre her hâlde son söz değildir. TMK m. 605/2 ayrı bir imkân tanır: “Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.”
Bu hükümde ret bir beyanla değil, kanun gereği gerçekleşir. Uygulamada hükmen ret olarak anılan bu hâl, m. 606’daki üç aylık süreye tabi değildir; çünkü ortada kullanılması gereken bir ret hakkı değil, kanunun kendiliğinden bağladığı bir sonuç vardır. Mirasçı, alacaklının açtığı takip veya davada bu durumu ileri sürebileceği gibi, terekenin ödemeden aciz olduğunun tespitini ayrıca da isteyebilir.
İki yol yalnız süre bakımından ayrılmaz. Süreye bağlı ret, TMK m. 609 uyarınca sulh mahkemesine yapılan ve karşı taraf bulunmayan bir beyandır. Hükmen retin tespiti ise asliye hukuk mahkemesinde, terekeden alacaklı olduğunu ileri süren kişilere karşı açılan bir davayla istenir. Merci, taraf ve ispat konusu her iki yolda farklıdır.
Hükmü uygulanabilir kılan iki unsur vardır ve ikisi de ölüm tarihine bağlanmıştır. Aczin ölüm tarihinde mevcut olması ve o tarihte ya açıkça belli ya da resmen tespit edilmiş olması gerekir. Ölümden sonra ortaya çıkan borçlar veya sonradan bozulan mali tablo bu kapsamda değerlendirilmez. Resmen tespit bakımından aciz vesikası, semeresiz haciz tutanağı ve benzeri kayıtlar; açıkça belli olma bakımından ise terekenin bilinen aktif ve pasifi arasındaki açık esas alınır.
İmkânı ortadan kaldıran davranış
Süre işlemiyor olsa dahi mirasçının kendi davranışı sonucu değiştirebilir. TMK m. 610/2 bunu düzenler: “Ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı, mirası reddedemez.”
Ölçüt, mirasçının terekeye ilişkin bir işlem yapıp yapmadığı değil, yaptığı işlemin niteliğidir. Olağan yönetim kapsamındaki ve mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olan işlemler ret hakkını düşürmez. Terekedeki bir taşınmazın satılması, tereke mallarının kendi malvarlığına katılması veya alacakların kendi adına tahsil edilmesi ise mirasçılık sıfatının benimsenmesi olarak değerlendirilir.
Kanun bir hâli bu kapsamın dışında tutmuştur. TMK m. 610/3 uyarınca “zamanaşımı veya hak düşümü sürelerinin dolmasına engel olmak için dava açılması ve cebrî icra takibi yapılması, ret hakkını ortadan kaldırmaz”. Terekedeki bir alacağın zamanaşımına uğramasını önlemek için yapılan işlem, mirası benimseme sayılmaz.
Herkesin reddi hâlinde tasfiye
En yakın yasal mirasçıların tamamı mirası reddederse tereke sahipsiz kalmaz. TMK m. 612/1 uyarınca bu miras, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir. M. 612/2 ise tasfiye sonunda arta kalan değerlerin, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verileceğini söyler. Ret, borçtan kurtulmayı sağlar; tasfiyeden artan değer üzerindeki hakkı ortadan kaldırmaz.
Sonuç
Üç aylık sürenin kaçırılması, borca batık bir terekede sonucu kendiliğinden belirlemez. Sonucu değiştiren iki unsur vardır: mirasbırakanın ödemeden aczinin ölüm tarihinde açıkça belli veya resmen tespit edilmiş olup olmadığı, ve mirasçının TMK m. 610/2 kapsamına giren bir işlem yapıp yapmadığı. Birincisi hükmen ret imkânını doğurur, ikincisi bu imkânı ortadan kaldırır.
Bu alandaki çalışma kapsamımız: Miras ve Aile Hukuku — ilgili dilekçe örnekleri: Dilekçeler