İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

TCK 158/4 İLE BANKA HESABI VE IBAN BİLGİSİNİ KULLANDIRANLARA YARI ORANINDA CEZA İNDİRİMİ GELDİ

Son dönemde dolandırıcılık şebekelerinin en sık başvurduğu yöntemlerden biri, mağdurlardan elde edilen paraları üçüncü kişilere ait banka hesapları üzerinden aktarmak oldu. Bu yöntemde, kendi hesap bilgilerini veya IBAN numarasını bir bedel karşılığında başkasına veren kişiler, çoğu zaman dolandırıcılığın asıl faili olmadıkları hâlde nitelikli dolandırıcılık suçuna iştirak etmiş sayılarak ağır cezai sonuçlarla karşı karşıya kalıyordu. Kamuoyunda “IBAN mağdurları” olarak anılan bu grup için, 12. Yargı Paketi kapsamında Türk Ceza Kanunu’nda önemli bir değişiklik yapıldı. Kanunun 13. maddesiyle TCK m.158’e eklenen dördüncü fıkra, banka veya kredi kartı, hesap ya da kripto varlık hesabı bilgilerini haksız bir menfaat karşılığında başkasına vererek nitelikli dolandırıcılığa iştirak eden kişilerin cezasında yarı oranında indirim uygulanmasını öngörüyor.

Düzenlemenin hukuki dayanağını oluşturan TCK m.158, dolandırıcılık suçunun nitelikli hâllerini düzenleyen maddedir ve bu suç tipi, basit dolandırıcılığa göre çok daha ağır cezai yaptırımlar içerir. Yeni eklenen dördüncü fıkra ile, bu ağır ceza rejiminin, fiilen dolandırıcılığı organize eden veya bizzat gerçekleştiren kişilerle, yalnızca ödeme aracına ya da hesaba ilişkin bilgi veya araçları bir menfaat karşılığında başkasına teslim eden kişiler arasında bir ayrım yapılması amaçlanmıştır. Kanun koyucunun burada gözettiği temel mantık, orantılılık ilkesidir; zira hesap bilgisini satan kişi ile dolandırıcılık organizasyonunu kuran, mağduru arayan, ikna eden ve parayı yöneten kişi arasındaki kusur derecesi aynı olmadığı hâlde, mevcut uygulamada her iki grup da aynı ağır ceza tehdidiyle karşı karşıya kalabiliyordu. Bu durum, özellikle ekonomik sıkıntı içindeki kişilerin, hesap bilgilerini kullandırmanın hukuki sonuçlarını tam olarak kavramadan bu tür tekliflere yanıt vermesi hâlinde ciddi mağduriyetlere yol açmaktaydı.

İndirimin uygulanabilmesi için aranan temel şart, kişinin iştirakinin yalnızca ödeme aracına veya hesaba ilişkin zorunlu bilgi ya da araçların başkasına verilmesi fiiliyle sınırlı kalmasıdır. Bir başka deyişle, kişi yalnızca “araç” konumundaysa bu düzenlemeden yararlanabilecektir. Buna karşılık, kişinin fiili dolandırıcılığı bizzat gerçekleştirmesi, mağdurla doğrudan iletişime geçmesi, organizasyonu yönetmesi veya sürecin başka aşamalarında aktif rol üstlenmesi hâlinde, bu indirim uygulanmayacaktır. Dolayısıyla düzenleme, iştirakin niteliğine göre bir sınıflandırma yapmakta ve yalnızca sınırlı, edilgen katkı sağlayan kişileri kapsamına almaktadır. Bu ayrımın somut olaylarda nasıl değerlendirileceği, uygulamada mahkemelerin delil durumuna göre şekillenecek bir husus olacaktır; hesap sahibinin sürece ne ölçüde dâhil olduğu, paranın aktarım sürecinde başka bir rol üstlenip üstlenmediği gibi unsurlar bu değerlendirmede belirleyici olacaktır.

Düzenlemenin yalnızca ileriye dönük davaları değil, hâlihazırda devam eden ve hatta kesinleşmiş dosyaları da kapsaması, uygulama açısından ayrıca önem taşımaktadır. Kanunun geçici 1. maddesinin altıncı ve yedinci fıkraları, bu geçiş sürecini ayrıntılı biçimde düzenlemektedir. Buna göre, istinaf veya temyiz aşamasında bulunan dosyalarda, ilgili bölge adliye mahkemesi kararı bozularak dosya yeniden ilk derece mahkemesine gönderilecek ve yargılama bu yeni hükme göre sürdürülecektir. İnfaz aşamasında bulunan ve TCK m.168’de düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden daha önce yararlanamamış hükümlüler bakımından ise farklı bir mekanizma öngörülmüştür: mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde mağdurun zararının giderilmesi hâlinde, bu kişiler etkin pişmanlık hükümlerinden de ayrıca yararlanabilecektir. Kanun koyucu, bu süre boyunca mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemeyeceğini de özellikle hükme bağlamıştır; bu da düzenlemenin mağdur haklarını koruma amacını gözden kaçırmadığını göstermektedir.

Bu değişikliğin uygulamaya yansıması birkaç düzlemde değerlendirilebilir. Öncelikle, hâlihazırda hesap bilgisini kullandırma fiilinden yargılanan veya hüküm giymiş çok sayıda kişi için önemli bir hukuki imkân doğmuştur; bu kişilerin veya avukatlarının, dosyalarının bu yeni düzenleme kapsamında yeniden değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini vakit kaybetmeden incelemesi gerekmektedir. İkinci olarak, savcılık ve mahkemelerin, iştirakin sınırlarını -yani kişinin yalnızca hesap bilgisi mi sağladığını yoksa sürecin başka aşamalarına da dâhil olup olmadığını- daha titiz biçimde tespit etmesi bir zorunluluk hâline gelecektir, zira bu tespit doğrudan uygulanacak ceza miktarını belirleyecektir. Üçüncü olarak, düzenlemenin sabit ve tek kademeli bir indirim öngörmesi (kanunun ilk hazırlık ve komisyon aşamalarında tartışılan, soruşturma ve kovuşturma evresine göre değişen kademeli ek indirim modelinden farklı olarak) uygulamada daha öngörülebilir bir sonuç doğuracaktır; bu da hem savunma hem iddia makamı açısından hukuki belirlilik sağlaması bakımından olumlu bir gelişme olarak görülebilir.

Öte yandan bu düzenlemenin bir genel af niteliği taşımadığının, yalnızca belirli ve sınırlı bir iştirak biçimine yönelik özel bir ceza indirimi mekanizması olduğunun altını çizmek gerekir. Hesap bilgisini menfaat karşılığında verme fiilinin ötesine geçen, dolandırıcılığı bizzat icra eden veya organize eden failler bu düzenlemeden yararlanamayacaktır. Bu nedenle, benzer bir durumla karşılaşan kişilerin, kendi somut olaylarının bu istisnai indirim kapsamına girip girmediğini, dosyalarındaki delil durumu ve iştirakin gerçek niteliği ışığında bir hukukçuyla birlikte değerlendirmesi büyük önem taşımaktadır. CN Avukatlık Ofisi bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmekte ve TCK m.158/4 kapsamına giren dosyalarda gerek devam eden yargılamalarda gerekse kesinleşmiş infaz dosyalarında müvekkillerine güncel mevzuata uygun stratejik danışmanlık sunmaktadır.

Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte, benzer hukuki durumda bulunan pek çok kişi için altı aylık süre gibi kısa ve kesin bir zaman dilimi içinde harekete geçmenin önemi daha da artmaktadır; zira mağdurun zararının bu süre içinde giderilmemesi hâlinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma imkânı ortadan kalkabilecektir. Dosyanızın bu düzenleme kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini öğrenmek ve olası hukuki adımlarınızı planlamak için CN Avukatlık Ofisi ile iletişime geçebilirsiniz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir