İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

BİYOLEJİK ÖRNEK VE DNA VERİLERİNİN SAKLANMASINDA ANONİMLEŞTİRME VE İMHA REJİMİ

Ceza soruşturması ve kovuşturması sürecinde bir kişiden alınan kan, tükürük, saç veya doku örnekleri üzerinde yapılan moleküler genetik incelemeler, yalnızca fail ile suç arasındaki bağlantıyı ortaya koyan teknik bir kriminalistik araç değildir. DNA profili, kişinin kalıtsal özelliklerinden soy bağına, hatta bazı hastalıklara yatkınlığına kadar uzanan son derece mahrem bilgiler barındırır ve bu nedenle 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu tarafından “özel nitelikli kişisel veri” statüsünde korunur. Buna karşın Türk ceza muhakemesi sisteminde bu verilerin ne kadar süreyle saklanacağı, hangi koşullarda imha edileceği ve idari makamların bu konuda ne ölçüde takdir yetkisine sahip olduğu uzun süre tartışma konusu olmuş, mevzuattaki boşluklar pek çok vatandaşın genetik bilgisinin fiilen süresiz biçimde kolluk arşivlerinde tutulmasına zemin hazırlamıştır. Bu yazıda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 80. maddesinde 12. Yargı Paketi ile getirilen kapsamlı değişikliği, bu değişikliğin dayandığı anayasal gerekçeleri ve kişilerin bu yeni düzenleme karşısında sahip olduğu hakları ele alacağız.

Konu yalnızca akademik bir tartışma değil, doğrudan vatandaşların günlük hayatında karşılaşabileceği somut bir hak meselesidir. Türkiye’de her yıl binlerce kişi çeşitli suç isnatları kapsamında beden muayenesine tabi tutulmakta ve kendilerinden biyolojik örnek alınmaktadır. Bu kişilerin önemli bir kısmı hakkında sonradan takipsizlik ya da beraat kararı verilmesine rağmen, alınan örneklerin ve bu örneklerden çıkarılan genetik verilerin akıbeti bugüne kadar yeterince şeffaf bir şekilde takip edilememiştir. Yeni düzenleme, tam da bu boşluğu gidermeyi ve devletin elindeki en hassas biyometrik bilgi kategorisi üzerinde bireye somut bir denetim ve talep hakkı tanımayı amaçlamaktadır.

Eski Düzenlemenin Yetersizliği ve Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararı

CMK’nın önceki 80. maddesi, vücuttan alınan örnekler üzerinde yapılan inceleme sonuçlarının kişisel veri niteliğinde olduğunu ve başka amaçla kullanılamayacağını öngörmekle birlikte, imha rejimini oldukça dar bir çerçeveye hapsetmişti. Madde yalnızca kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat ya da ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi hâllerinde verilerin derhâl yok edilmesini düzenliyordu. Ancak kişi hakkında mahkûmiyet kararı verildiğinde ya da yargılama uzun yıllar sürdüğünde genetik verilerin akıbeti tamamen belirsiz kalıyor, saklama süresi ve imha usulüne ilişkin esaslı kararlar kanun yerine idari yönetmeliklere bırakılıyordu. Bu durum, uygulamada beraat etmiş ya da hakkında takipsizlik kararı verilmiş kişilerin dahi genetik kodlarının kolluk veri tabanlarında yıllarca, çoğu zaman fiilen süresiz biçimde tutulmasına yol açmıştır.

Bu tabloyu değiştiren dönüm noktası, Anayasa Mahkemesi’nin 25 Aralık 2025 tarihli, E.2025/141, K.2025/274 sayılı kararı olmuştur. Somut norm denetimine konu olayda, yıllar önce farklı bir soruşturma kapsamında alınmış bir DNA örneğinin veri tabanında tutulmaya devam etmesi ve aradan uzun süre geçtikten sonra başka bir olayla otomatik olarak eşleştirilmesi üzerine açılan davada, ilgili mahkeme CMK m.80/2 ile m.82 hükümlerinin anayasaya aykırılığını ileri sürerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. Yüksek Mahkeme, kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin S. and Marper – Birleşik Krallık ile Aycaguer – Fransa kararlarına atıfla, masumiyet karinesinden yararlanan bireylerin genetik verilerinin, yalnızca ileride suç işleyebilecekleri yönündeki soyut bir varsayımla süresiz saklanmasının özel hayatın gizliliğine orantısız bir müdahale teşkil ettiğini vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, saklama süresinin suçun ağırlığına, kişinin dosyadaki sıfatına, verilen kararın niteliğine ve failin yaşına göre kanunla ölçülü biçimde belirlenmesi gerektiğini, bu denli temel bir hak kısıtlamasının alt düzey yönetmeliklere bırakılamayacağını belirterek ilgili hükümleri Anayasa’nın 2., 13. ve 20. maddelerine aykırı bulmuş ve iptal kararını 18 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlatmıştır. Mahkeme, kanun koyucuya yeni bir düzenleme yapması için belirli bir süre tanımış, bu süreç sonunda TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen 7589 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle CMK 80 bugünkü hâline kavuşmuştur.

Yeni Düzenlemenin Getirdiği Anonimleştirme ve Kademeli İmha Sistemi

7589 sayılı Kanun ile CMK 80’e kazandırılan yeni mimarinin ilk ayağı, sisteme kaydedilen genetik inceleme sonuçlarının artık kimlik bilgilerinden tamamen arındırılmış, yani anonimleştirilmiş bir yapıda tutulmasıdır. Bu sayede olası bir veri ihlali ya da yetkisiz erişim durumunda dahi, ele geçirilen biyometrik verinin doğrudan belirli bir kişiyle eşleştirilmesi teknik olarak engellenmiş olmaktadır. Kayıtlı bilgiler, ancak yürütülmekte olan bir soruşturma ya da kovuşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla ve mahkeme, hâkim ya da Cumhuriyet savcısı kararı bulunması hâlinde tekrar kimlikle ilişkilendirilerek kullanılabilecektir. Böylece genetik veri tabanına erişim, önceki uygulamada olduğu gibi idari bir rutine değil, somut ve denetlenebilir bir yargısal karara bağlanmıştır.

İkinci ve belki de en köklü değişiklik, imha rejiminin kademelendirilmiş biçimde yeniden kurgulanmasıdır. Şüpheli veya sanık hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddedilmesi, beraat kararı ya da ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi hâllerinde, kişiye ait genetik veriler ve alınan biyolojik örnekler hiçbir istisnaya tabi tutulmaksızın derhâl yok edilecektir. Buradaki “derhâl” ifadesi, önceki uygulamada zaman zaman aylarca süren fiilî gecikmelerin önüne geçmeyi amaçlayan emredici bir vurgu taşımaktadır. Mahkûmiyet kararının kesinleştiği durumlarda ise kanun koyucu, verilerin süresiz saklanmasının önüne geçmek için yirmi yıllık kesin bir üst sınır getirmiştir; bu sürenin sonunda kayıtlar, kolluğun kendi inisiyatifiyle değil, Cumhuriyet savcısının huzurunda düzenlenecek resmî bir tutanakla imha edilecektir. Maddeye eklenen fıkralarla, kişinin saklama amacının ortadan kalktığını ileri sürerek yirmi yıllık sürenin dolmasını beklemeksizin hâkimden verilerinin silinmesini talep edebilmesi de açıkça güvence altına alınmıştır; kişisel veri hukukunda “unutulma hakkı” olarak bilinen bu imkânın ceza muhakemesi alanına taşınması, düzenlemenin bireysel hak arama boyutunu güçlendiren önemli bir yeniliktir.

Uygulamada Ortaya Çıkacak Sonuçlar ve Geçmişe Etkili Boyut

Yeni CMK 80’in uygulamada yaratacağı en önemli etkilerden biri, geçmişe dönük devasa bir veri tasfiyesi sürecini zorunlu kılmasıdır. Yıllar önce hakkında beraat ya da takipsizlik kararı verilmiş, ancak genetik verileri henüz imha edilmemiş kişilerin kayıtlarının, yeni düzenleme kapsamında derhâl yok edilmesi gerekecektir. Bu noktada, imha edilmesi gerekirken saklanmaya devam eden bir genetik verinin sonraki bir soruşturmada delil olarak kullanılması, CMK’nın hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını düzenleyen 217. maddesi çerçevesinde ciddi bir hukuka aykırılık teşkil edecek ve söz konusu delilin “zehirli ağacın meyvesi” niteliğinde değerlendirilerek yargılamadan dışlanması gündeme gelebilecektir. Bu nedenle, ceza avukatlarının müvekkillerinin dosyalarında kullanılan genetik eşleştirmelerin veri tabanında ne kadar süredir ve hangi hukuki dayanakla tutulduğunu sorgulaması, önümüzdeki dönemin en belirgin savunma stratejilerinden biri hâline gelecektir.

Uygulamada sıkça karşılaşılabilecek bir diğer sorun, mahkûmiyet kararı kesinleşmiş kişiler bakımından yirmi yıllık sürenin başlangıç anının doğru tespit edilmesidir. Sürenin, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlaması esas alınmakla birlikte, birden fazla suç veya birleştirilen dosyalar söz konusu olduğunda hangi kararın esas alınacağı, uygulamada Cumhuriyet savcılıkları ile kolluk birimleri arasında yeknesak bir usul izlenmesini gerektirecektir. Ayrıca, saklama amacının ortadan kalktığı iddiasıyla hâkimden silme talebinde bulunma hakkının somut olayda nasıl değerlendirileceği, örneğin kişinin yeniden suç işleme riskine ilişkin bir değerlendirmenin bu talebin reddi için yeterli görülüp görülmeyeceği, önümüzdeki dönemde içtihatla şekillenecek bir alan olarak öne çıkmaktadır. Bu belirsizlik, verilerinin silinmesini talep edecek kişiler açısından başvurunun usulüne uygun, gerekçeli ve güncel mevzuata dayalı biçimde hazırlanmasının önemini artırmaktadır.

Uygulamada karşılaşılması muhtemel bir başka güçlük, yeni rejimin geçmiş dosyalara nasıl uygulanacağına ilişkindir. Kanun’da açık bir geçiş hükmü bulunmadığı sürece, halihazırda veri tabanında kayıtlı bulunan ve eski mevzuat döneminde alınmış genetik verilerin, yürürlük tarihinden itibaren yeni imha ve saklama sürelerine tabi olup olmayacağı, adli makamlar ile kolluk birimleri arasında farklı yorumlara yol açabilecek bir konudur. Bu belirsizliğin, ilk uygulama döneminde özellikle eski tarihli beraat ve takipsizlik kararlarına konu kişiler bakımından önem taşıyacağı, bu kişilerin kendi dosyalarını proaktif biçimde takip ederek verilerinin gerçekten imha edilip edilmediğini sorgulamalarının yerinde olacağı değerlendirilmektedir. Ayrıca, anonimleştirme sürecinin teknik altyapısının adli laboratuvarlar ve kolluk veri tabanları arasında eşzamanlı ve hatasız biçimde kurulması da, düzenlemenin kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen işlerlik kazanması bakımından belirleyici olacaktır.

Karşılaştırmalı Hukuktaki Yeri ve KVKK ile İlişkisi

Türk hukukunun bu alanda izlediği yol, aslında Avrupa çapında uzun süredir devam eden bir tartışmanın doğal bir sonucu niteliğindedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2008 tarihli S. and Marper – Birleşik Krallık kararı, henüz hiçbir mahkûmiyet almamış, hatta hakkında iddianame dahi düzenlenmemiş kişilerin parmak izi ve DNA örneklerinin İngiliz makamlarınca süresiz saklanmasını, Sözleşme’nin 8. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlali olarak nitelendirmiş ve bu kararla birlikte pek çok Avrupa ülkesi mevzuatını gözden geçirmek zorunda kalmıştır. Fransa’ya karşı verilen Aycaguer kararında da benzer bir yaklaşım benimsenmiş, genetik verilerin saklanma süresinin somut olayın niteliğine göre farklılaştırılmaması ve bireye itiraz imkânı tanınmaması eleştirilmiştir. Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin 2025/274 sayılı kararı ile başlayan ve 7589 sayılı Kanun’la sonuçlanan süreç, bu Avrupa çizgisiyle büyük ölçüde uyumlu bir noktaya gelindiğini göstermektedir. Bu bakımdan yeni CMK 80, yalnızca iç hukuktaki bir boşluğu doldurmakla kalmamış, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları standartlarına uyum bakımından da önemli bir adım teşkil etmiştir.

Düzenlemenin 6698 sayılı KVKK ile ilişkisi de ayrıca değerlendirilmeyi hak etmektedir. KVKK’nın 6. maddesi genetik verileri özel nitelikli kişisel veri olarak sayıp bunların işlenmesini istisnai ve sıkı şartlara bağlamışken, ceza muhakemesi alanında toplanan genetik veriler doğrudan bu kanunun kapsamı dışında, CMK’nın kendine özgü rejimine tabi tutulmaktaydı. Yeni düzenleme, CMK içinde anonimleştirme, amaçla sınırlılık ve süre sınırlaması gibi KVKK’nın temel ilkeleriyle örtüşen mekanizmalar getirerek, ceza muhakemesi hukuku ile kişisel verilerin korunması hukuku arasındaki normatif uyumu güçlendirmiştir. Bu durum, bir yandan kolluk ve adli makamların soruşturma etkinliğini korurken, diğer yandan bireyin kişisel verileri üzerindeki hakimiyetini ve denetim yetkisini önemli ölçüde artırmaktadır. Nitekim kişisel verilerin korunması hukukunda amaçla sınırlılık ilkesi, bir verinin yalnızca toplandığı amaç doğrultusunda ve o amaç geçerli olduğu sürece işlenebilmesini ifade eder; CMK 80’in yeni hâli, bu ilkeyi ceza muhakemesi alanına somut sürelerle ve denetlenebilir bir mekanizmayla taşıyarak, soyut bir ilke olmaktan çıkarıp uygulanabilir bir kurala dönüştürmüştür.

Somut Örnekler Üzerinden Yeni Rejimin İşleyişi

Konunun daha somut biçimde anlaşılabilmesi için birkaç örnek üzerinden ilerlemek faydalı olacaktır. Bir kişi hakkında cinsel dokunulmazlığa karşı işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle soruşturma açıldığını ve bu kapsamda kendisinden kan örneği alındığını varsayalım. Soruşturma sonucunda Cumhuriyet savcılığı kovuşturmaya yer olmadığına karar verirse ve bu karara yapılan itiraz süresi de sonuçsuz geçerse, kişiye ait genetik veriler herhangi bir talebe gerek kalmaksızın derhâl imha edilmek zorundadır; aksi hâlde bu verinin sonraki bir dosyada kullanılması hukuka aykırı delil sayılacaktır. Buna karşılık, aynı kişi hakkında dava açılıp yargılama sonunda mahkûmiyet kararı verilir ve bu karar kesinleşirse, genetik veriler en fazla yirmi yıl boyunca saklanabilecek, bu sürenin sonunda Cumhuriyet savcısı huzurunda tutanakla imha edilecektir. Öte yandan, mahkûm olan kişi örneğin on iki yıl sonra rehabilite olduğunu, toplum için herhangi bir risk taşımadığını ve verilerinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalktığını düşünüyorsa, yirmi yıllık sürenin dolmasını beklemeden sulh ceza hâkimliğine başvurarak verilerinin silinmesini talep edebilecektir; bu talebin kabul edilip edilmeyeceği somut olayın koşullarına göre hâkim tarafından değerlendirilecektir.

Bir başka örnek, farklı tarihlerde birden fazla soruşturmaya konu olan bir kişiye ilişkindir. Böyle bir durumda, her bir soruşturma kapsamında alınan örneklerin ayrı ayrı değerlendirilmesi ve her dosyanın kendi akıbetine göre (beraat, takipsizlik ya da mahkûmiyet) imha ya da saklama rejiminin belirlenmesi gerekmektedir. Uygulamada bu tür çok dosyalı durumlarda kayıtların birbirine karışmaması ve her bir genetik verinin hangi soruşturma kapsamında alındığının açıkça izlenebilir olması, sistemin sağlıklı işlemesi bakımından kritik önem taşımaktadır. Anonimleştirme mekanizmasının bu noktada, veri tabanı yönetimini teknik açıdan daha karmaşık hâle getirse de, kişilerin mahremiyetini koruma amacına hizmet ettiği açıktır.

Kişilerin Hakları ve Dikkat Etmesi Gereken Hususlar

Yeni düzenleme karşısında bir kişinin öncelikle bilmesi gereken husus, hakkında beraat, takipsizlik ya da ceza verilmesine yer olmadığı kararı kesinleştiğinde genetik verilerinin herhangi bir başvuruya gerek kalmaksızın kendiliğinden ve derhâl imha edilmesi gerektiğidir. Bu sürecin fiilen işletilip işletilmediğinin takibi, ilgilinin veya avukatının dosya üzerinden ya da ilgili Cumhuriyet başsavcılığına yapacağı bir yazılı başvuruyla teyit edilmesi önem taşımaktadır; imha işleminin gerçekleştirildiğine dair tutanağın dosyada muhafaza edilmesi kanuni bir zorunluluktur ve bu belgenin istenmesi mümkündür. Mahkûmiyet kararı kesinleşmiş kişiler bakımından ise, yirmi yıllık sürenin dolmasını beklemeden, saklama amacının ortadan kalktığını gösteren somut gerekçelerle hâkime başvurarak verilerin silinmesini talep etme hakkının bulunduğu unutulmamalıdır. Ayrıca, biyolojik örnek alınırken ya da genetik inceleme sürecinde CMK’nın 75, 76 ve 78. maddelerinde öngörülen usul kurallarına uyulup uyulmadığının denetlenmesi, ileride ortaya çıkabilecek bir imha ya da silme talebinin hukuki zeminini güçlendirecektir.

CN Avukatlık Ofisi olarak bu konuda müşterilerimize, ceza soruşturması ve kovuşturması sürecinde alınan biyolojik örneklerin ve genetik verilerin mevzuata uygun şekilde işlenip işlenmediğinin takibinden, beraat veya takipsizlik sonrası imha sürecinin denetlenmesine, mahkûmiyet sonrası verilerin silinmesi talebiyle sulh ceza hâkimliği nezdinde yapılacak başvuruların hazırlanmasına kadar kapsamlı bir hukuki destek sunuyoruz. Ceza muhakemesi hukukundaki güncel değişiklikleri yakından takip eden ekibimiz, hem soruşturma aşamasındaki savunma stratejilerinde hem de kişisel verilerin korunmasına ilişkin taleplerde müvekkillerimizin haklarını en etkin biçimde korumayı hedeflemektedir.

Genetik veriler gibi son derece hassas kişisel bilgilerin hukuka uygun biçimde işlenmesi ve zamanında imha edilmesi, yalnızca bireysel bir mahremiyet meselesi değil, aynı zamanda adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin somut bir güvencesidir. CMK 80’de yapılan bu değişiklik sonrasında haklarınızın korunması, sürecin doğru takip edilmesi ve gerektiğinde silme talebinizin usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi konusunda profesyonel destek almak isterseniz, CN Avukatlık Ofisi’nin uzman kadrosuyla iletişime geçerek durumunuza özel bir değerlendirme talep edebilirsiniz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir