İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

BİREYSEL BAŞVURU SONRASI YENİDEN YARGILAMADA ZAMANAŞIMI DURMAZ: YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’NİN EMSAL NİTELİĞİNDEKİ KARARI ÜZERİNE

CN Avukatlık Ofisi | cecenhukuk.com


İş hukuku alanında sıkça karşılaşılan en kritik sorunlardan biri, kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı meselesidir. Bu mesele, özellikle yargılama süreçlerinin uzadığı, anayasal hak ihlallerinin tespit edildiği ve bireysel başvuru yoluyla yeniden yargılama kararı verildiği durumlarda son derece karmaşık bir boyut kazanmaktadır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 09.12.2025 tarihli ve 2025/9689 karar numaralı ilamı, tam da bu kesişim noktasında verilen ve iş hukukunun temel kavramlarını anayasal bir perspektifle yeniden tanımlayan, emsal niteliğinde bir karar olma özelliği taşımaktadır. Söz konusu kararda, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru ile bu başvuru üzerine verilen ihlal kararının ardından yeniden yargılamaya başlandığı tarihe kadar geçen sürede zamanaşımının işleyip işlemeyeceği tartışılmış ve bu sürenin işçi aleyhine zamanaşımına dahil edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.


Olayın Özeti: Bir E-Posta, Bir Fesih ve Uzun Soluklu Bir Hukuki Yolculuk

Davanın arka planına bakıldığında, yaklaşık on dokuz yıldır bir şirkette çalışan bir işçinin, işyerindeki haksızlıklar ve kayırmacılık uygulamaları nedeniyle şirket yönetimine e-posta gönderdiği görülmektedir. İşçi, sıralı amirlerine defalarca başvurmuş, herhangi bir sonuç alamaması üzerine doğrudan yönetim kurulu üyelerine başvurma yolunu seçmiştir. Gönderilen e-postada yerel bir atasözüne atıfla kurumun işleyişi eleştirilmiş; işveren ise bu e-postayı hakaret içerdiği gerekçesiyle iş sözleşmesinin haklı nedenle feshine dayanak yapmıştır. Fesih tarihi 23.05.2017’dir.

İşçi, bu feshe karşı 2018 yılında kıdem ve ihbar tazminatı taleplerini içeren dava açmıştır. Nazilli İş Mahkemesi, e-postadaki ifadelerin eleştiri sınırını aştığına ve hakaret niteliği taşıdığına hükmederek davayı reddetmiş; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi de bu kararı onamıştır. Karar kesinleşmiştir. Ne var ki işçi bu noktada durmamış, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluna gitmiştir.

Anayasa Mahkemesi, 17.07.2024 tarihinde verdiği kararla son derece önemli tespitlerde bulunmuştur. Mahkeme; e-postadaki ifadelerin, muhatapların şahsına yönelik hakaret niteliği taşımadığını, aksine işçinin on dokuz yıllık çalışma yaşamında uğradığını düşündüğü haksızlıkları farkındalık yaratmak amacıyla kurumsal işleyişe yönelik dile getirdiğini belirlemiştir. Ayrıca söz konusu ifadelerin toplumun bir kesimince vahim durumları eleştirmek için kullanılan bir deyiş niteliği taşıdığını da vurgulamıştır. Bunların yanı sıra feshin son çare ilkesinin hiç değerlendirilmediği, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin aşırı biçimde yorumlandığı ve düşünce açıklamalarının dolaylı yoldan kısıtlandığı saptanmıştır. Tüm bu gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yapılması amacıyla dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine hükmedilmiştir.

Yeniden yargılamada Nazilli İş Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcı nitelikteki bu kararı çerçevesinde işçinin iş sözleşmesinin haksız biçimde feshedildiğini kabul etmiştir. Artık tartışma, tazminata hak kazanılıp kazanılmadığı noktasında değil, talep edilen tazminat miktarlarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır. İşçi, 09.01.2025 tarihinde sunduğu ıslah dilekçesiyle talep ettiği kıdem ve ihbar tazminatı miktarlarını artırmıştır. İlk derece mahkemesi ve akabinde istinaf mahkemesi, ıslahla artırılan miktarların zamanaşımına uğradığına hükmetmiş; karar yalnızca ilk dava dilekçesinde belirtilen miktarlar üzerinden kurulmuştur. Bu karara karşı işçi temyiz yoluna başvurmuş ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararı bozmuştur.


Hukuki Meselenin Analizi: Zamanaşımı, Islah ve Bireysel Başvurunun Kesişimi

Kararın hukuki boyutunu doğru kavrayabilmek için birkaç temel kavramın bir arada değerlendirilmesi gerekmektedir.

Zamanaşımı, en yalın tanımıyla bir alacak hakkının belirli bir süre boyunca dava yoluyla talep edilmemesi nedeniyle o hakkın dava edilebilirlik niteliğini yitirmesidir. Türk hukuku öğretisinin de ortaklaştığı üzere zamanaşımı, hakkı sona erdirmez; yalnızca onu “eksik borç” hâline dönüştürür. Bu sayede borçlu, zamanaşımı def’ini ileri sürebilir ve mahkeme, def’in haklılığı durumunda işin esasını inceleme yükümlülüğünden kurtulur. 4857 sayılı İş Kanunu’nun Ek 3. maddesi uyarınca kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıl olarak belirlenmiştir. Aynı kanunun Geçici 8. maddesi ise bu süre değişikliğinin yürürlük tarihinden önce işlemeye başlayan zamanaşımı sürelerine ilişkin geçiş hükümlerini düzenlemektedir.

Somut olayda fesih tarihi 23.05.2017’dir. Geçici 8. madde çerçevesinde yapılan hesaplamada, değişiklik öncesi on yıl olan zamanaşımı süresinin henüz dolmamış kısmının, yeni beş yıllık süreden uzun kalması durumunda, yeni sürenin geçmesiyle zamanaşımının dolacağı anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesinin hesabına göre bu tarih 25.10.2022 olmakta; arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid-19 salgını döneminde duran süreler eklendiğinde ise 08.02.2023’e ulaşmaktadır. Buna göre 09.01.2025 tarihli ıslah dilekçesiyle artırılan miktarların zamanaşımı süresinin sona ermesinden çok sonra talep edildiği ileri sürülmüştür.

Islah kurumu ise hukuk yargılamasında tarafların, belirli şartlar çerçevesinde dava dilekçesindeki taleplerini değiştirmesine ya da genişletmesine olanak tanıyan bir usul aracıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı uyarınca karşı taraf, ıslaha karşı zamanaşımı def’ini ileri sürebilir. Bu def’in zamanında ve usulüne uygun biçimde ileri sürülmesi hâlinde, ıslahla artırılan miktarlar zamanaşımı süresinin sona erip ermediğine göre ayrıca değerlendirilir.

İşte bu noktada Yargıtay’ın kararının can alıcı sorusu ortaya çıkmaktadır: Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru ile bu başvuruya verilen ihlal kararının ardından yeniden yargılamaya başlandığı tarihler arasında geçen süre, zamanaşımı hesabında dikkate alınmalı mıdır?


Yargıtay’ın Gerekçesi ve Değerlendirmesi: “Harekete Geçemeyen Aleyhine Zamanaşımı İşlemez”

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu kritik soruya net ve kararlı bir yanıt vermiştir. Kararda, zamanaşımına ilişkin köklü hukuk ilkesine vurgu yapılmıştır: Zamanaşımı, harekete geçememek ve istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işleyemez.

Bu ilke, salt teorik bir kural değil, hakkaniyet ve hukuki güvenlik bağlamında somut anlam kazanan bir ilkedir. Bireysel başvuru yoluna başvurmuş bir işçi, Anayasa Mahkemesi kararını beklerken tazminat taleplerini artırma konusunda herhangi bir hukuki adım atabilecek durumda değildir. Üstelik söz konusu işçi, davasını önce kaybetmiş; kesin nitelikteki istinaf kararıyla karşılaşmış ve yargı yolları kendisine kapanmıştır. Bu aşamadan sonra iç hukukta yapabileceği tek şey, anayasal hak ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’nin kapısını çalmaktır. Dolayısıyla bu süreç boyunca işçinin, mahkemeler önünde taleplerini artırması ya da haklarını ilerletmesi fiilen imkânsızdır.

Yargıtay, tam da bu tespitten hareketle; işçinin bireysel başvuru tarihi ile Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararının ardından yeniden yargılamaya başlandığı tarih arasındaki dönemin zamanaşımı hesabına dahil edilmemesi gerektiğine karar vermiştir. Bu dönem boyunca zamanaşımı işlememektedir; zira alacaklı konumundaki işçi, hakkını talep etme imkânından fiilen yoksun bırakılmıştır.

Daire, bu tespiti somut verilerle de desteklemiştir. Fesih tarihi, Bölge Adliye Mahkemesi kararının tarihi, arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid-19 salgını döneminde duran süreler ile 09.01.2025 tarihli ıslah dilekçesinin sunulduğu tarih birlikte değerlendirildiğinde, kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğramadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu çerçevede ıslah dilekçesiyle artırılan miktarların da hüküm altına alınması gerektiği, aksi yönde verilen kararların hatalı olduğu ve bozulması gerektiği hükme bağlanmıştır.

Kararın hukuki açıdan bir diğer önemli boyutu da şudur: İhlal kararı sonrası yeniden yargılama yalnızca esas bakımından bir geri dönüşü değil, usul hukuku açısından da kapsamlı bir yeniden değerlendirmeyi beraberinde getirmektedir. Yargıtay, yeniden yargılamada tahkikata dönüldüğü kabul ediliyorsa zamanaşımı hesabında da bu dönemin başlangıç noktasının esas alınması gerektiğini dolaylı biçimde ortaya koymuştur. Aksi bir kabul, Anayasa Mahkemesi kararıyla giderilmesi amaçlanan hak ihlaline yeni bir hak ihlalini eklemek anlamına gelir ki bu sonuç hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.


Kararın Uygulamaya Yansımaları: Hangi Durumlar Bu Kapsama Girebilir?

Bu Yargıtay kararının yansımaları, öncelikle bireysel başvuru yolunun kullanıldığı iş hukuku uyuşmazlıklarında kendini gösterecektir. Özellikle haklı fesih-haksız fesih sınırının tartışmalı olduğu, işçinin temel hak ve özgürlüklerine — başta ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, ayrımcılık yasağı — müdahale niteliği taşıdığı öne sürülen fesihlerde, mahkeme kararlarına karşı bireysel başvuru yolunun kullanılması ve ihlal kararı alınması durumunda bu karar büyük önem taşıyacaktır.

Kıdem tazminatı davalarında zamanaşımı hesaplamasının bu denli önemli olduğu düşünüldüğünde, ihlal kararı sonrası yeniden yargılamada tazminat miktarlarının ıslah yoluyla artırılması meselesi artık net bir hukuki çerçeveye kavuşmuştur. Bireysel başvuruya konu süre boyunca zamanaşımının işlemeyeceği kabul edildiğinden, bu süreyi hesaba katmaksızın yapılan zamanaşımı hesaplamalarının hatalı olduğu ve itiraz yoluna başvurulması gerektiği açıktır.

Bunun ötesinde karar, iş hukuku alanında zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde tutulması gereken özel durumları da gözler önüne sermektedir. Arabuluculuk sürecinde geçen süreler, Covid-19 salgını döneminde duran süreler ve artık bireysel başvuru sürecinde geçen süreler, işçi lehine zamanaşımı hesabından düşülmesi gereken dönemler olarak tablo netleşmektedir. Bu unsurların tamamı, doğru ve eksiksiz bir hukuki değerlendirme yapılabilmesi için bir arada ele alınmalıdır.

Kararın bir diğer pratik önemi ise avukatların ve işçilerin dava stratejisi açısından sağladığı kılavuzluktur. Uzun yargılama süreçleri, kesin karar ile bireysel başvuru arasındaki dönem ve nihayet ihlal kararının ardından başlayan yeniden yargılama evresinde tazminat miktarlarının ıslah yoluyla artırılması imkânı, bu kararla birlikte hukuki zemine kavuşmuştur. Bu güvencenin işletilmesi için ise süreçlerin dikkatli ve zamanında takip edilmesi, usul hukuku açısından doğru adımların atılması kritik önemdedir.

Son olarak şunu da belirtmek gerekir: Karar, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına ilişkin Anayasa’nın 153. maddesiyle de doğrudan ilişkilidir. İhlal kararı sonrası yeniden yargılamada mahkemelerin, Anayasa Mahkemesi’nin tespitleriyle çelişen sonuçlara yol açacak yorumlardan kaçınması gerektiği açıktır. Yargıtay bu kararıyla, yeniden yargılamanın salt usul düzeyinde bir yeniden açılış olmadığını, ihlalle bağlantılı tüm hukuki sorunların —zamanaşımı dahil— bu çerçevede yeniden değerlendirilmesi gerektiğini net biçimde ortaya koymuştur.


Sonuç ve CN Avukatlık Ofisi’nin Görüşü

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin bu kararı, iş hukuku ile anayasa hukukunun kesişim noktasında son derece değerli bir içtihat oluşturmaktadır. Onlarca yıl süren çalışma yaşamı boyunca hak kaybına uğrayan işçilerin, yargı yollarının kapandığı sanıldığı bir dönemde dahi koruma altında olduğunu teyit eden bu karar; “harekete geçemeyen aleyhine zamanaşımı işlemez” ilkesini anayasal boyutuyla somutlaştırmakta ve bu ilkeye pratik bir uygulama alanı açmaktadır.

Kararın öne çıkardığı ders açıktır: Hak arama yolları teknik ya da hukuki engellerle kapatılmış olan bir kişinin aleyhine zamanaşımının işletilmesi, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Bu anlayışın hem mahkeme kararlarına hem de gündelik hukuki danışmanlık pratiğine yansıması, gerçek anlamda adil bir yargılama ortamının sağlanması açısından zorunludur.

CN Avukatlık Ofisi olarak, bu tür karmaşık ve çok katmanlı iş hukuku uyuşmazlıklarında müvekkillerimize kapsamlı hukuki destek sunmaktayız. Haksız fesih, kıdem ve ihbar tazminatı talepleri, bireysel başvuru süreçleri ve yeniden yargılama aşamalarında doğru hukuki stratejiyi belirlemek, her geçen günün hak kaybına yol açabileceği bu süreçlerde büyük önem taşımaktadır. Benzer bir durumla karşı karşıyaysanız ya da devam eden bir iş hukuku uyuşmazlığınız söz konusuysa, deneyimli avukatlarımızdan destek almak için cecenhukuk.com üzerinden bize ulaşabilirsiniz.


Bu makale bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her hukuki durum kendine özgü koşullar içermekte olup sizi doğrudan ilgilendiren konularda bir hukuk profesyonelinden görüş almanız önerilir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir