İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

MURİS MUVAZAASINDA DAVAYI KABUL EDEN DAVALI HANGİ YARGILAMA GİDERLERİNDEN SORUMLUDUR? YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ’NİN EMSAL KARARI

CN Avukatlık Ofisi | cecenhukuk.com


Miras hukuku ve tapu iptali davalarının en sık karşılaşılan türlerinden biri olan muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davaları, hem mirasçılar hem de hak kayıplarına uğrayan taraflar için son derece kritik bir hukuki alan oluşturmaktadır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 01.10.2025 tarihli ve 2025/4142 karar numaralı ilamı, bu dava türünde davalının davayı kabul etmesi hâlinde yargılama giderlerinin ve vekâlet ücretinin nasıl belirlenmesi gerektiği konusunda son derece önemli bir içtihat ortaya koymaktadır. Kabul beyanından sonra yapılan yargılama işlemleri nedeniyle ortaya çıkan giderlerin davalıya yükletilemeyeceğini net biçimde hükme bağlayan bu karar, tapu iptali ve tescil davaları ile miras hukuku uyuşmazlıklarını ilgilendiren herkese yönelik pratik sonuçlar doğurmaktadır.


Olayın Özeti: Aile İçi Taşınmaz Devri ve Uzun Soluklu Miras Uyuşmazlığı

Davanın arka planına bakıldığında, oldukça karmaşık bir aile içi miras tablosuyla karşılaşılmaktadır. 2016 yılında hayatını kaybeden kök murisin geride bıraktığı taşınmazlardan biri, mirasçılar arasındaki anlaşmazlığın odak noktası hâline gelmiştir. Söz konusu taşınmazın davalıya muvazaalı biçimde devredildiği iddiasıyla daha önce de benzer davalar açılmış; bu davaların birden fazlasında muvazaa kabul edilerek karar kesinleşmiş ve tapuya miras hisseleri oranında tescil işlemi yapılmıştır.

Yeni açılan bu davada ise davacı, kök murisin karısının da vefatı üzerine değişen miras tablosu çerçevesinde kendi miras hissesine düşen taşınmazın 1/8 payının iptali ve adına tescili talebini dile getirmiştir. Dava, 50.000 Türk lirası değer gösterilerek açılmıştır. Davalı taraf ise cevap dilekçesinde ilginç bir yol izleyerek davayı kabul ettiğini açıklamış ve yargılama giderlerinin de kendisi üzerinde bırakılmamasını talep etmiştir. Bu kabul beyanı, ön inceleme duruşmasından önce 03.07.2024 tarihinde mahkemeye sunulmuştur.

Dava, davalının bu kabul beyanına rağmen devam etmiştir. Mahkeme, kabulden sonra keşif icra etmiş; bilirkişi aracılığıyla taşınmazın değerini tespit ettirmiş ve davacı tarafından tamamlama harcı yatırılmıştır. Nihayetinde ilk derece mahkemesi, taşınmazın davacı adına tescilini kabul etmekle birlikte, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti bakımından kabulden sonra yapılan keşif ve bilirkişi masrafları dahil tüm giderleri davalıya yüklemiş; ancak harç miktarını Harçlar Kanunu’ndaki indirimli orana göre belirlemiş ve vekâlet ücretini yarı oranında takdir etmiştir. İstinaf başvurusu da ilk derece kararının aynı yönde onanmasıyla sonuçlanmıştır. Davalı bu karara karşı Yargıtay’a başvurmuş ve Daire, kararı düzelterek onama yolunu seçmiştir.


Hukuki Meselenin Analizi: Davayı Kabul Ne Anlama Gelir?

Bu kararın can alıcı hukuki sorusuna geçmeden önce, davayı kabul kurumunun medeni usul hukukundaki yerini ve işlevini kısaca açıklamak gerekmektedir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca kabul, davacının talep sonucuna davalının kısmen ya da tamamen muvafakat etmesidir. Kabulün en temel özelliği, karşı tarafın onayına ya da hâkimin iznine bağlı olmaksızın davayı sona erdiren tek taraflı bir irade beyanı olmasıdır. Bu yönüyle kabul, feragat kurumuna işlevsel açıdan benzetilebilir; feragat davacının tek taraflı olarak davadan vazgeçmesiyken kabul, davalının talep sonucuna tek taraflı olarak boyun eğmesidir. Her ikisi de dava üzerinde kesin hüküm gibi sonuç doğurur.

HMK’nın 311. maddesi açıkça öngörmektedir ki, davayı kabul kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Bu hükmün pratik anlamı şudur: Davalı kabul beyanını mahkemeye ilettiği anda uyuşmazlık esastan sona erer; mahkemenin artık taraflar arasındaki maddi hukuk ilişkisini inceleme yükümlülüğü kalmaz. Karar, kabulün içeriğine göre kurulmak durumundadır.

Peki dava sona erdiyse, sonrasında yapılan yargılama işlemleri ve bu işlemler nedeniyle ortaya çıkan giderler kimin omuzlarına yüklenecektir? İşte bu sorunun yanıtı, incelediğimiz Yargıtay kararının çekirdeğini oluşturmaktadır.

Yargılama giderlerine ilişkin genel kural, HMK’nın 326. maddesinde düzenlenmiş; yargılamada haksız çıkan tarafın giderlere katlanacağı esasına dayandırılmıştır. Davayı kabul eden taraf için ise HMK’nın 312. maddesi özel bir hüküm getirmektedir. Bu maddeye göre kabul beyanında bulunan taraf, davada aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilir. Ancak bu genel kuralın önemli bir istisnası mevcuttur: Davalı, davanın açılmasına kendi hal ve davranışlarıyla sebebiyet vermemişse ve yargılamanın ilk duruşmasında talep sonucunu kabul etmişse, yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmez.

Bu iki koşulun bir arada bulunması gerektiğine dikkat etmek gerekmektedir. Davalının dava açılmasına sebebiyet vermediği savunması, tek başına yargılama giderlerinden kurtulmak için yeterli değildir; aynı zamanda davanın ilk duruşmasından önce kabul beyanında bulunmuş olmak da aranmaktadır.


Harç ve Vekâlet Ücreti Hesabında Esas Alınacak Değer: Dava Dilekçesi mi, Keşfen Belirlenen Değer mi?

Somut uyuşmazlıkta iki ayrı sorun iç içe geçmiştir. Birincisi, davalının kabul beyanından sonra yapılan keşif ve bilirkişi işlemlerine ait giderlerden sorumlu olup olmayacağı meselesidir. İkincisi ise harç ve vekâlet ücretinin hesaplanmasında hangi değerin esas alınacağıdır.

Mahkeme, davalının ön inceleme duruşmasından önce davayı kabul ettiğini tespit etmiş; bu nedenle karar ve ilam harcını Harçlar Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca üçte bir oranında hesaplamış, vekâlet ücretini ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 6. maddesi kapsamında yarıya indirmiştir. Bu iki düzenleme, ön inceleme öncesi kabulde indirimli oran uygulanacağını açıkça öngörmekte olup bu yönde yapılan hesaplama isabetlidir.

Ancak mahkemenin yaptığı önemli bir hatayı Yargıtay bozma sebebi saymıştır: Mahkeme, harç ve vekâlet ücretini dava dilekçesinde gösterilen 50.000 Türk lirası değer üzerinden değil, kabul beyanından sonra yapılan keşif sonucunda bilirkişice belirlenen taşınmaz değeri üzerinden hesaplamıştır. Davacı, bu keşfen belirlenen değer üzerinden tamamlama harcı da yatırmıştır.

Yargıtay, bu yaklaşımın hatalı olduğunu vurgulamıştır. Gerekçe son derece tutarlı ve hukuki açıdan sağlamdır: Kabul beyanı yapıldığı anda dava sona erer. Kabul beyanından sonra icra edilen keşif ve bilirkişi incelemesi, aslında sonuçlanmış bir davanın gereksiz yere sürdürülmesi anlamına gelmektedir. Davalı, dava sona erdikten sonra devam eden bu işlemlerin bedelini ödemeye zorlanamaz. Bu nedenle harç ve vekâlet ücreti hesabında esas alınması gereken değer, dava dilekçesinde belirtilen değerdir; keşfen saptanan değer değildir.

Aynı mantık, kabul beyanından sonra yapılan yargılama giderlerine de uygulanmaktadır. Keşif harcı, bilirkişi ücreti ve tebligat giderleri gibi masraflar, kabul beyanından sonra ortaya çıktığından bu giderlerden davalı sorumlu tutulamaz. Bu giderler, asıl kabul beyanından sonra gereksiz yere devam eden yargılama faaliyetinin bir sonucu olup yükü davacı üzerinde bırakılmalıdır.


Yargıtay’ın Gerekçesi ve Düzeltme Kararı

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, kararında açık ve net bir hukuki çerçeve ortaya koymuştur. Kabulün tek taraflı bir irade beyanı olduğu ve karşı tarafın ya da hâkimin rızasına bağlı olmaksızın davayı sona erdirdiği gerçeğinden hareketle, kabul anından itibaren dava giderlerinin de bu zaman noktasında kesilerek değerlendirme yapılması gerektiğini hükme bağlamıştır.

Daire’nin sonucuna göre davalı; yalnızca kabul beyanından önceki dönemde gerçekleşen yargılama giderlerinden sorumludur. Bu dönemdeki başvurma harcı ve varsa diğer masraflar, davalıya yüklenilebilecek giderler kapsamındadır. Bunun yanı sıra harç ve vekâlet ücreti, dava dilekçesinde beyan edilen değer üzerinden hesaplanacak; harç miktarı ilgili kanundaki üçte bir oranına, vekâlet ücreti ise tarifedeki yarı orana göre belirlenecektir. Kabul beyanından sonra yapılan keşif, bilirkişi ve diğer masraflar ise davacı üzerinde bırakılacaktır.

Yargıtay bu sonuca ulaşırken yeniden yargılama yapılmasına gerek görmemiş ve HMK’nın 370. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı düzelterek onama yolunu seçmiştir. Düzeltme kararında hükmün ilgili bentleri tümüyle değiştirilerek somut rakamlar açıkça belirlenmiştir: Keşfen belirlenen değer üzerinden tahsil edilen fazla harcın iadesi, dava dilekçesindeki değer üzerinden hesaplanan ilam ve peşin harcın davalıdan tahsili, yalnızca kabul öncesi döneme ait 624,60 Türk lirası yargılama giderinin davalıya yükletilmesi, vekâlet ücretinin dava değerinin yarısı üzerinden belirlenmesi ve keşif, bilirkişi ile diğer kabul sonrası masrafların davacı üzerinde bırakılması şeklinde net bir çerçeve çizilmiştir.


Muris Muvazaası Davalarında Bu Kararın Taşıdığı Anlam

Muris muvazaası, miras hukukunun en hassas konularından biridir. Mirasçılardan birini ya da bazılarını miras dışı bırakmak amacıyla mirasbırakanın taşınmazını ya da diğer varlıklarını gerçekte bağış veya mirasın erken paylaşımı niteliğinde olmasına karşın satış ya da başka bir sözleşme görüntüsü altında devretmesi olarak tanımlanabilecek bu hukuki olgu, Yargıtay’ın son derece geniş bir içtihat birikimiyle şekillendirdiği bir alandır. Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında, mirasbırakanın gerçek iradesinin ne olduğu, devrin bedelsiz ya da düşük bedelli gerçekleşip gerçekleşmediği ve diğer mirasçıların miras haklarının zedelenip zedelenmediği gibi sorular, titizlikle ele alınmaktadır.

Bu davaların özelliği, mirasçılar arasındaki uzun soluklu çekişmelerin bir parçası olması ve zaman zaman birden fazla davayı kapsayan süreçlerle iç içe geçmesidir. Nitekim incelediğimiz davada da aynı taşınmaz üzerinde daha önce birden fazla muris muvazaası davası açılmış ve bu davaların bir kısmı kesinleşmiştir. Bu tür uyuşmazlıklarda hukuki süreçlerin ne denli karmaşık bir hal alabildiği açıkça görülmektedir.

İşte bu tablo içinde, davalının davayı kabul etmesi gibi usul hukukuna özgü bir gelişmenin yargılama giderleri üzerindeki etkisini doğru kavramak son derece önem taşımaktadır. Yargıtay’ın bu kararı, uygulamada sıkça karşılaşılan bir soruyu netleştirmiştir: Davalı, kabul beyanından sonra gerçekleştirilmesi zorunluluktan değil mahkemenin takdirinden kaynaklanan yargılama işlemlerinin bedelini neden ödesin? Bu sorunun yanıtı, kabulün davayı sona erdiren hukuki niteliğinden çıkarılmakta; dolayısıyla kabulden sonraki giderlerin davalıya yükletilemeyeceği hükme bağlanmaktadır.


Kararın Uygulamaya Yansımaları: Davacı ve Davalı Taraf Ne Yapmalıdır?

Bu kararın pratik sonuçları hem dava açan mirasçılar hem de bu tür davaların muhatapları açısından belirleyici niteliktedir.

Davayı kabul etmeyi düşünen davalı taraflar açısından bakıldığında, kabul beyanının ne zaman yapıldığının son derece önem taşıdığı görülmektedir. Ön inceleme duruşmasından önce yapılan kabul, hem harç miktarı hem de vekâlet ücreti bakımından indirimli oranların uygulanmasını sağlamaktadır. Bunun ötesinde, bu kararla birlikte artık açıkça hükme bağlanan bir nokta daha mevcuttur: Kabul beyanından sonra mahkemece gerçekleştirilen yargılama işlemlerine ait giderler, davalıya yükletilemez. Bu nedenle kabul beyanının zamanlama ve içerik açısından doğru biçimde hazırlanması, yargılama giderleri üzerinde ciddi bir fark yaratabilmektedir.

Davacı taraflar ve onları temsil eden avukatlar açısından da kararın önemli bir mesajı vardır: Davalının kabul beyanından sonra tamamlama harcı yatırılması ya da keşif icra edilmesi gibi ek adımlar atılması, bu giderlerin davalıdan tahsilini güvence altına almamaktadır. Kabul beyanıyla dava sona erdiğine göre, sonrasında yapılan işlemlerin giderleri davacı üzerinde kalacaktır. Bu durum, özellikle dava değerinin düşük gösterilerek açıldığı ve sonradan taşınmaz değerinin yüksek çıktığı hâllerde tamamlama harcı yükünün davacıda kalması anlamına gelmekte olup dava stratejisinin başından itibaren dikkatli biçimde kurgulanmasını gerektirmektedir.

Mahkemeler açısından ise bu karar, kabulün hukuki sonucunu doğru biçimde yorumlayan ve yargılama ekonomisi ilkesini öne çıkaran bağlayıcı bir içtihat niteliği taşımaktadır. Kabul beyanından sonra keşif ve bilirkişi gibi ek işlemlere başvurulması, eğer bu işlemler kabul kararının kurulması için zorunlu değilse gereksiz bir yargılama pratiğini işaret etmektedir. Bu kararın uygulamada yol gösterici işlevi, benzer durumlarda mahkemelerin yargılama süreçlerini daha verimli yönetmesine de katkı sağlayabilecektir.


Sonuç ve CN Avukatlık Ofisi’nin Görüşü

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin bu kararı, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davaları bağlamında davayı kabul kurumunun yargılama giderleri üzerindeki etkisini usul hukuku ilkeleriyle uyumlu biçimde netleştirmiş; hem pratik uygulamaya hem de teorik tartışmalara yönelik değerli bir içtihat katkısı sunmuştur. Kabulün davayı sona erdiren tek taraflı irade beyanı olduğu gerçeğinden hareketle, kabul beyanından sonraki yargılama giderlerinin davalıya yükletilemeyeceği ilkesi artık Yargıtay tarafından açıkça hükme bağlanmış durumdadır.

Miras hukuku, tapu iptali ve tescil davaları Türk hukuku içinde teknik açıdan en kapsamlı ve sonuçları en ağır olan uyuşmazlık türleri arasında yer almaktadır. Muris muvazaasına dayandığı değerlendirilen bir taşınmaz devri, hangi tarafta olursanız olun; hem maddi hem de duygusal açıdan son derece zorlu bir hukuki yolculuğa kapı aralayabilmektedir. Bu süreçte atılacak her adımın —dava dilekçesindeki değer beyanından kabul beyanının zamanlamasına, yargılama giderlerinin hesaplanma biçimine kadar— titizlikle planlanması, sonuçlar üzerinde belirleyici bir etki yaratmaktadır.

CN Avukatlık Ofisi olarak; muris muvazaası, tapu iptali ve tescil davaları, miras uyuşmazlıkları ve medeni usul hukukunun karmaşık boyutlarında müvekkillerimize kapsamlı ve güncel içtihada dayalı hukuki destek sunmaktayız. Benzer bir uyuşmazlıkla karşı karşıyaysanız ya da açmayı ya da açılmasını beklediğiniz bir dava sürecinde uzman desteğine ihtiyaç duyuyorsanız, cecenhukuk.com üzerinden bize ulaşabilirsiniz.


Bu makale yalnızca bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Kişisel durumunuza ilişkin değerlendirme için bir hukuk profesyoneliyle görüşmeniz önerilir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir