Giriş
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 25 Temmuz 2017 tarihinde Yaşar Çoban tarafından yapılan bireysel başvuruda (Başvuru No: 2014/6673), Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu karar, zamanaşımı süresinin katı yorumlanması nedeniyle davanın reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine ilişkindir.
Olayların Özeti
Başvuruya konu taşınmaz, 1944 yılında açık artırma yoluyla üçüncü kişilere satılmış ve 1946 yılında yapılan orman tahdidi sırasında orman sınırları içinde kalmıştır. 1964 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında tapulama dışı bırakılan taşınmaz, 1974 yılında başvurucu tarafından bir bölümü fundalık olarak satın alınmıştır. 1975 yılında yapılan “2/B” uygulaması ile Hazine adına orman dışına çıkarılan taşınmaz, 1980 yılında yapılan kadastro çalışmasında Maliye Hazinesi adına tescil edilmiştir.
1982 yılında, başvuruya konu taşınmazda mülkiyet iddiasında bulunan ve itirazları reddedilen çok sayıda kişi dava açmış ve bu dava 2006 yılında sonuçlanmıştır. Başvurucu, bu davaya taraf olmamış ve öncesinde başka bir dava da açmamıştır. 2009 yılında tapu siciline güvenerek satın aldığı taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek tazminat davası açmıştır. Ancak, ilk derece mahkemesi 2012 yılında davayı reddetmiş, Yargıtay ise 2013 yılında on yıllık zamanaşımı süresi gerekçesiyle kararı onamıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi 2014 yılında reddedilmiştir.
Başvurucunun İddiaları
Başvurucu, tapu siciline güvenerek satın aldığı taşınmazın kadastro çalışması sırasında Hazine adına tescil edilmesi ve bu sebeple uğradığı zararın tazmini için açtığı davanın zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi sonucu mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddiasını değerlendirirken, Yargıtay’ın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesi uyarınca açılacak tazminat davalarının 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi gereğince on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu kabul ettiğini belirlemiştir. Buna göre, kadastro tespiti nedeniyle mülkiyetin kaybının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl içinde tazminat davasının açılması gerekmektedir.
Ancak, Anayasa Mahkemesi, başvurucunun 1980 tarihli kadastro tespitine karşı dava açmadığı hususunda bir ihtilaf bulunmadığını, dolayısıyla 1990 yılına kadar dava açmış olması gerektiğini belirtmiştir. O tarihteki Yargıtay içtihatlarına göre, 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi tapu kütüğünün oluşumu sırasında yapılan hataları kapsamamaktadır. Bu nedenle, başvurucunun tazminat iddiası, 18 Kasım 2009 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı sonrasında etkili bir yol haline gelmiştir.
Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali
Anayasa Mahkemesi, 18 Kasım 2009 tarihinden önce etkili olmayan bir yolun, başvurucu tarafından 1990 yılından önce tüketilmesinin beklenmesinin, başvurucuya aşırı bir külfet yüklediğini ve bu yolun başvurucu açısından anlamsız hale geldiğini belirtmiştir. Bu durumda, zamanaşımı süresinin, bu hukuki yolun oluştuğu 18 Kasım 2009 tarihinden itibaren yeniden işlemeye başlaması gerektiğini vurgulamıştır.
Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi, başvurucunun talebi yönünden 18 Kasım 2009 tarihinde etkili hale gelen hukuk yolunun bu tarihten önce tüketilmesi gerektiği gerekçesiyle reddedilmesinin, başvurucuya yüklenen külfetin kamu yararı ile bireyin mahkemeye erişim hakkı arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozduğunu ve mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin orantısız olduğunu belirtmiştir.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu karar, zamanaşımı sürelerinin katı yorumlanmasının mahkemeye erişim hakkını nasıl ihlal edebileceğini ve hukuk sisteminde adil dengenin nasıl korunması gerektiğini göstermektedir.







İlk yorum yapan siz olun