Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından 25.06.2025 tarihinde verilen 2023/2-949 E., 2025/394 K. sayılı karar, boşanma davalarında kusur belirlemesi, mahremiyet ihlali iddiası ve tazminat koşulları bakımından önemli ilkeler içermektedir. Karar, özellikle eşlerin çocuk sahibi olamamaları nedeniyle yaşanan tedavi sürecinde, kadın eşin sağlık çalışanı arkadaş çevresinden yardım almasının “yatak odası sırlarını paylaşma” olarak değerlendirilemeyeceğini ve bu durumun kadına kusur olarak yüklenemeyeceğini hükme bağlamıştır.
Dava Konusu ve Süreç
Taraflar 26.04.2017 tarihinde görücü usulü ile evlenmiş, yaklaşık bir buçuk yıl sonra çocuk sahibi olamamaları nedeniyle hastaneye başvurmuşlardır. Yapılan testler sonucunda kadında herhangi bir sorun bulunmazken, erkeğin “hormonlarının normal düzeyin altında olduğu, genetik sorunları olabileceği ve iyi huylu beyin tümörü” teşhisi konulmuştur. Doktor, erkeğin ameliyat olması ve ardından tüp bebek tedavisi ile çocuk sahibi olabileceklerini açıklamıştır.
Kadın eş, erkeğin tedaviyi reddettiğini, evlilik hayatının çocuktan ibaret olmadığını söyleyerek evlatlık almayı önerdiğini ileri sürmüş ve boşanma davası açmıştır. Erkek eş ise karşı dava ile kadının kendisini “kısırsın” diyerek aşağıladığını, ailesinin hakaret ettiğini ve kadının mahrem konuları üçüncü kişilerle paylaştığını iddia ederek boşanma ve tazminat talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi, kadının ağır kusurlu, erkeğin ise az kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulüne ve erkek yararına maddi ve manevi tazminata hükmetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi bu kararı onamış, ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bozma kararı vermiştir. Mahkemenin direnmesi üzerine dosya Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Değerlendirmesi
Hukuk Genel Kurulu, boşanma davalarında kusur belirlemesinin önemini ve tazminat koşullarını ayrıntılı şekilde ele almıştır.
1. Evlilik Birliğinin Sarsılması ve Kusur İlkesi
TMK’nın 166/1. maddesi uyarınca, ortak hayatı sürdürmeleri beklenmeyecek derecede evlilik birliği temelinden sarsılmışsa eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, tam kusurlu eşin boşanma davası açması mümkün değildir. Bu ilke, kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak elde edemeyeceği temel hukuk kuralının bir yansımasıdır. Boşanma kararı verilebilmesi için davalı eşin az da olsa kusurlu olması gerekmektedir.
2. Mahremiyet İhlali ve Sır Niteliği
Uyuşmazlığın en çekişmeli noktası, kadın eşin çocuk sahibi olamadıklarını ve erkeğin tıbbi durumunu üçüncü kişilere anlatıp anlatmadığıdır. İlk Derece Mahkemesi, kadının bu davranışını “yatak odası sırlarını paylaşma” olarak nitelendirerek ağır kusurlu kabul etmiştir.
Hukuk Genel Kurulu ise bu değerlendirmeyi isabetli bulmamıştır. Gerekçede şu tespitlere yer verilmiştir:
-
Kadın eş, sağlık çalışanı olup iş ve arkadaş ortamının bilgi ve çevresinden yararlanmak suretiyle erkeğin tedavisine yönelik bir sürece girmiştir.
-
Kadının iş arkadaşları olan tanıkların beyanları, sürece ilişkin görgüye dayalı olup, bu beyanlardan karı-koca mahremiyeti niteliğindeki yatak odası sırlarının üçüncü kişilerle paylaşıldığı sonucuna varılması mümkün değildir.
-
Eşlerin çocuk sahibi olamamaları nedeniyle erkeğin tedavi görmesi gerektiğine ilişkin bilgi, cinsel hayatın anlatılması anlamına gelmez.
-
Kadının sağlık çalışanı olan arkadaşları tarafından doktor araştırılması aşamasında bu husus zaten bilinen bir gerçek olup, sır niteliği taşıdığından da bahsedilemez.
Bu nedenle, kadının “üçüncü kişilere mahrem konuları açık bir şekilde başkalarına söylediği” gerekçesiyle kusurlu kabul edilmesi doğru bulunmamıştır.
3. Eşit Kusurluluk Hali
Hukuk Genel Kurulu, dosya kapsamını bütüncül olarak değerlendirdiğinde, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların kusurlu davranışlarının dengede olduğunu tespit etmiştir:
-
Kadın eş, tedavi sürecinin uzun süreceğini düşünerek “çocuk için …’ı beklemeyeceğim” şeklinde sözlerle boşanma isteğini dile getirmiş ve tedavi devam ederken boşanma davası açmıştır.
-
Kadının annesi ve teyzesi, erkeğe “sen kısırsın, senin çocuğun olmuyor” şeklinde hakaret etmiştir.
-
Erkek eş ise tedaviye yönelik üzerine düşen çabayı ilerleyen süreçte sarf etmiş, ancak başlangıçta isteksiz davranmıştır.
Bu davranışlar karşılaştırıldığında, tarafların eşit kusurlu olduğu sonucuna varılmıştır.
4. Tazminat Koşullarının Oluşmaması
TMK’nın 174. maddesinin 1. fıkrasına göre maddi tazminat istenebilmesi için, talep eden eşin boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekmektedir. Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca manevi tazminat için de boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik haklarının saldırıya uğraması ve tazminat talep eden eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması şarttır.
Kanun koyucu, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşit kusurlu davranışlar sergileyen eşlere, boşanma sebebiyle ekonomik durumda meydana gelecek azalmaları tamamlama borcu yüklememiştir. Başka bir deyişle, eşit kusurlu eşler birbirlerinden tazminat talep edemezler.
Somut olayda taraflar eşit kusurlu olduğundan, erkek eş yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kusur belirlemesi ve tazminat kararı bozulmayı gerektirmiştir.
Kararın Sonucu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, oybirliğiyle aldığı kararla:
-
Direnme kararının bozulmasına,
-
Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğine,
-
Erkek yararına tazminat koşullarının oluşmadığına,
hükmetmiştir. Dosya, yeniden değerlendirilmek üzere Kahramanmaraş 1. Aile Mahkemesine gönderilmiştir.
Kararın Değerlendirilmesi ve Uygulama Açısından Önemi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bu kararı, boşanma hukukunda birkaç önemli ilkeye açıklık getirmesi bakımından emsal niteliği taşımaktadır.
1. “Mahremiyet” ve “Sır” Kavramlarının Sınırı
Karar, evlilik birliği içinde yaşanan sağlık sorunlarının, özellikle çocuk sahibi olma konusundaki tıbbi gerçeklerin, otomatik olarak “yatak odası sırrı” veya “mahrem konu” sayılamayacağını ortaya koymuştur. Özellikle eşlerden birinin sağlık çalışanı olması ve tedavi sürecinde mesleki çevresinden yardım alması durumunda, bu yardım talebinin sır ihlali olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
Bu ilke, boşanma davalarında sıkça karşılaşılan “eşin özel hayatını ifşa etme” iddialarının değerlendirilmesinde önemli bir kriter sunmaktadır. Mahremiyet ihlali iddiasının kabul edilebilmesi için, paylaşılan bilginin gerçekten sır niteliğinde olması ve kötü niyetle veya gereksiz yere üçüncü kişilere açıklanması gerekmektedir.
2. Eşit Kusurlulukta Tazminat Verilemez
Karar, eşit kusurlu eşlerin birbirlerinden tazminat talep edemeyeceği yönündeki yerleşik içtihadı bir kez daha teyit etmiştir. TMK’nın 174. maddesinin lafzı ve amacı, sadece kusursuz veya daha az kusurlu eşi korumaya yöneliktir. Eşit kusurluluk halinde, tarafların birbirlerine karşı tazminat talebinde bulunmaları hukuken mümkün değildir.
3. Boşanma Davalarında Kusur Belirlemesinin Önemi
Karar, boşanma davalarında kusur belirlemesinin ne denli önemli olduğunu ve bu belirlemenin maddi ve manevi tazminat, yoksulluk nafakası, velayet gibi fer’i talepler üzerinde doğrudan etkili olduğunu göstermektedir. Hâkimlerin, boşanmaya sebep olan olaylardaki kusur dağılımını titizlikle ve dosya kapsamına uygun şekilde belirlemesi gerekmektedir. Soyut veya dosya ile uyumsuz kusur belirlemeleri, tazminat gibi mali sonuçlar doğurabileceğinden bozma nedeni olacaktır.
4. Sağlık Çalışanı Eşlerin Konumu
Karar, özellikle sağlık çalışanı olan eşlerin, mesleki çevrelerinden doğal olarak tedavi sürecinde yardım almalarının, aksi ispatlanmadıkça kötü niyet veya mahremiyet ihlali olarak değerlendirilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Bu durum, benzer meslek gruplarındaki eşlerin mağduriyet yaşamasını engelleyici niteliktedir.
Sonuç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.06.2025 tarihli kararı, boşanma davalarında kusur belirlemesi ve tazminat koşulları açısından yol göstericidir. Karar, çocuk sahibi olamama nedeniyle yaşanan tedavi sürecinde, eşlerden birinin sağlık çalışanı arkadaş çevresinden yardım almasının “mahremiyet ihlali” sayılamayacağını ve bu davranışın kusur olarak yüklenemeyeceğini vurgulamıştır. Ayrıca, eşit kusurlu eşlerin birbirlerinden tazminat talep edemeyeceği ilkesini pekiştirmiştir.
Boşanma davalarıyla ilgilenen hukukçular, bu kararda belirlenen ilkeleri göz önünde bulundurarak kusur belirlemesi ve tazminat talepleri yönünden stratejilerini oluşturmalıdır. Mahremiyet iddialarının, sır niteliği taşıyan ve gerçekten gizli kalması gereken bilgilerle sınırlı olduğu; tıbbi gerçeklerin ve tedavi sürecine ilişkin bilgilerin, özellikle yardım amacıyla paylaşılması halinde sır ihlali sayılamayacağı unutulmamalıdır.
Bu makale, cecenhukuk.com için hazırlanmış olup, bilgilendirme amacı taşımaktadır. Hukuki sorunlarınız için mutlaka bir avukata danışmanız önerilir.
