İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

KEFALET SÖZLEŞMESİ VE EŞİN ONAYI: GEÇERSİZLİK VE İSTİRDAT DAVASI KONULARI

Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 584, kefilin eşinin onayını, en geç kefalet sözleşmesi imzalanmadan önce almayı şart koşar. Bu durumda, eşin onayı olmayan kefalet sözleşmesinin geçersiz olacağı açıktır. Kanun koyucu, eşin sonradan vereceği onayın sözleşmeyi geçerli hale getiremeyeceğini vurgulamaktadır. Yani, kefil olan kişinin eşi sözleşmeyi imzalamadan önce onay vermezse, o sözleşme geçersizdir ve kefil, borç ödenmediğinde alacaklı tarafından haciz yoluyla takip edilemez. Eşin daha sonra izin vermesi de durumu değiştirmez.

Kefalet sözleşmesi için gereken diğer bir şart ise TBK m. 583’e dayanır. Bu madde, kefilin el yazısıyla sözleşme metnini yazması ve tarihini ekleyerek imzalaması gerektiğini belirtir. Ancak, artık sadece kimlik istemek yeterli olmayacaktır. Yeni kimliklerde medeni durum belirtilmediğinden, ayrıca aile nüfus kayıt örneği istenmesi gerekecektir. Ayrıca, eşin yazılı izni alınmadan kefalet sözleşmesinin geçerli olamayacağı için bu adım da unutulmamalıdır.

Hukuken, bu tür belgelerin talep edilmesi zorunlu olmasa da, Tapu Sicil Tüzüğü’nün m. 19/2’sine benzer bir şekilde, örneğin tapu memurunun sağlık raporu talep etmesi gibi, biz de gerektiğinde e-devlet üzerinden alınabilecek medeni durum belgesini talep edebiliriz.

Eğer kefalet sözleşmesi geçersiz hale gelirse, borcun ödenmemesi durumunda alacaklı kefile başvuramaz. Eğer eş, kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu öğrenirse ve bu durumu ikrar ederse, borcun ödenmesini engelleme hakkına sahiptir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, eşin iyiniyetli olmasıdır. TMK m. 3’e göre kanun, iyiniyete hukuki sonuç bağlar, ancak kötüye kullanılamaz. Yani, eşin bu durumu öğrenmesi ve geçersizliği ileri sürmesi durumunda, kefalet sözleşmesinin geçersizliği öne sürülebilir.

Peki ya borcu ödeyen eş, daha sonra kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu öğrenirse ne olur? Bu durumda, istirdat davası açma hakkı doğup doğmayacağı sorusu gündeme gelir. İstirdat davası, borçlu olmadığı bir parayı, cebri icra yolu veya tehdit altında ödemek zorunda kalan kişinin açtığı geri alma davasıdır. Ancak burada önemli bir nokta şudur ki, kefalet sözleşmesinin onayı olmayan eş, ödeyen taraf olmadığı için doğrudan istirdat davası açamayacaktır. Davanın reddedilme nedeni, HMK m. 114/1’deki hukuki yarar eksikliği olacaktır. Fakat, ödeme ortak maldan yapılmışsa ve bu durum ispatlanabilirse, davanın görülmesi mümkün olabilir.

Bir başka ihtimal ise kefilin kendisinin sözleşmeye aykırılık iddia ederek istirdat davası açmasıdır. Ancak, HMK m. 29/1 gereği, bir kişinin kendi hatasından yararlanamayacağı kuralı gereği, bu dava da esastan reddedilebilir. Ayrıca, karşı tarafın vekiliyle yapılan anlaşma gereği vekalet ücretinin de ödenmesi gerekebilir.

Sonuç olarak, kefalet sözleşmesinin geçersizliği durumunda, borcu ödeyen eşin haklarını koruyabilmesi için birçok hukuki yol bulunmaktadır. Ancak her durumda yasal çerçeve içinde hareket edilmesi ve hakların doğru şekilde savunulması önemlidir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir