İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

DANIŞTAY’DAN AVUKATLIK MESLEK KURALLARI’NIN 39. MADDESİNE İLİŞKİN EMSAL NİTELİKTE BOZMA KARARI

Avukatlık mesleğinin icrasında meslektaşlar arası ilişkileri düzenleyen ve büyük önem taşıyan bir konuda, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu yakın tarihte dikkat çekici bir karara imza attı. 19.02.2026 tarihli ve 2024/2990 E., 2026/357 K. sayılı bu kararla, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 39. maddesinin iptaline ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesi kararı bozuldu. Söz konusu gelişme, hem avukatlık meslek etiği hem de vekâlet ilişkilerinin hukuki çerçevesi açısından meslek camiasının yakından takip etmesi gereken bir dönüm noktası niteliği taşımaktadır.

Meselenin özünde, bir iş sahibinin aynı hukuki uyuşmazlıkla ilgili olarak önce bir avukata vekâlet verdikten sonra, ikinci bir avukata da vekâlet vermek istemesi durumunda uygulanacak usul yer almaktadır. Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 39. maddesi, bu durumda ikinci avukatın işi kabul etmeden önce ilk vekâlet verilen avukata yazılı olarak bilgi vermesini şart koşmaktadır. Daha önce Danıştay Sekizinci Dairesi, bu düzenlemenin ve buna dayanılarak tesis edilen disiplin cezasının hukuka aykırı olduğu yönünde karar vermiş; ancak bu karar, Baro ve Türkiye Barolar Birliği’nin temyiz talepleri üzerine İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından incelenerek bozulmuştur.

Kararın gerekçesinde dikkat çeken en önemli husus, Meslek Kuralları’nın 39. maddesinin, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 172. maddesiyle birlikte ele alınması gerektiğine yapılan vurgudur. Avukatlık Kanunu’nun 172. maddesi, iş sahibinin ikinci bir avukata vekâlet vermesi halinde ilk avukatın yazılı muvafakatinin alınmasını zorunlu kılmaktadır. İdari Dava Daireleri Kurulu, meslek kuralındaki bilgilendirme yükümlülüğü ile kanundaki muvafakat alma zorunluluğunun birbirinden bağımsız değil, aksine birbirini tamamlayan ve meslek etiğinin bütünlüğünü sağlayan iki düzenleme olduğunu kabul etmiştir. Bu yaklaşım, avukatlık mesleğinin dayandığı güven ilişkisinin ve meslektaşlar arası dayanışma ilkesinin, yalnızca kanun metniyle değil, meslek kurallarıyla da desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Kararda ayrıca, konunun anayasal boyutuna da değinilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin daha önce 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 134 ve 135. maddelerine ilişkin verdiği iptal kararı, disiplin suç ve cezalarının belirliliği ilkesi bakımından önemli tartışmalara yol açmıştı. Bu iptal kararının ardından yasama organı harekete geçmiş ve 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun ile Avukatlık Kanunu’nun 135. maddesinde değişikliğe gidilmiştir. Bu değişiklikle birlikte, işin kabul edilmesinden önce aynı işle ilgili olarak daha önce vekâlet verilen avukata bilgi vermeme fiili, artık doğrudan kanun metninde disiplin cezasını gerektiren haller arasında açıkça sayılmıştır. Bu düzenleme, önceki belirsizlik tartışmalarına son vermeyi ve meslek kuralının hukuki dayanağını güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

Bu kararın avukatlık mesleği açısından pratik sonuçları oldukça önemlidir. Öncelikle, meslektaşlar arasında vekâlet devri veya ikinci vekâlet ilişkisi kurulurken uygulanan bilgilendirme ve muvafakat prosedürlerinin artık daha sağlam bir hukuki zemine oturduğu söylenebilir. İkinci bir avukata vekâlet vermek isteyen iş sahipleri ve bu talebi değerlendiren avukatlar açısından, ilk avukata yazılı bildirim yapılmasının veya muvafakat alınmasının salt şekli bir formalite olmadığı, aksine hem kanuni hem de meslek etiği açısından bağlayıcı bir yükümlülük olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Bu yükümlülüğe uyulmaması durumunda disiplin cezası riski, kararla birlikte daha somut bir hukuki dayanağa kavuşmuştur.

İşletmeler ve dava süreci devam eden taraflar açısından da bu gelişmenin dolaylı etkileri bulunmaktadır. Özellikle uzun süreli ve karmaşık hukuki uyuşmazlıklarda, taraflar zaman zaman avukat değişikliğine gitmek isteyebilmekte veya ek bir avukatla çalışmayı tercih edebilmektedir. Bu tür durumlarda, yeni avukatın işe başlamadan önce usule uygun bildirim ve muvafakat süreçlerini eksiksiz yürütmesi, hem müvekkilin hukuki güvenliği hem de sürecin sekteye uğramaması açısından kritik önem taşımaktadır. Aksi halde, disiplin soruşturması gibi ek bir hukuki süreçle karşılaşma riski doğabilmektedir.

Dosyanın, yeniden karar verilmek üzere Danıştay Sekizinci Dairesine gönderilmiş olması, bu alandaki içtihadın önümüzdeki dönemde daha da netleşeceğine işaret etmektedir. Sekizinci Dairenin bozma kararına uyup uymayacağı ve konuyu ne şekilde değerlendireceği, meslek kuralları ile kanun hükümleri arasındaki ilişkinin gelecekte nasıl şekilleneceği açısından belirleyici olacaktır. Bu süreç aynı zamanda, 7571 sayılı Kanun ile getirilen değişikliklerin uygulamada nasıl karşılık bulacağını da gösterecektir.

CN Avukatlık Ofisi bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmekte ve avukatlık meslek hukuku, disiplin süreçleri ile vekâlet ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklar konusunda müvekkillerine güncel mevzuat ve içtihat doğrultusunda kapsamlı hukuki destek sunmaktadır. Vekâlet ilişkilerinden kaynaklanan hukuki sorularınız ile meslek etiği ve disiplin hukukuna ilişkin konularda profesyonel destek almak isterseniz, ofisimizle iletişime geçerek durumunuza özel değerlendirme talep edebilirsiniz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir