İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ARAMA KARARI DEĞİL YAZILI EMİR: KOLLUĞUN TALEP ÜST YAZISI NEDEN YETERLİ SAYILMADI

Ceza muhakemesinin en tartışmalı konularından biri, konut dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği ile devletin suç soruşturma yetkisi arasındaki dengedir. Bir kişinin evinin, iş yerinin ya da üzerinin aranması, Anayasa’nın güvence altına aldığı temel haklara doğrudan müdahale niteliği taşıdığından, bu müdahalenin hangi koşullarda ve kimin kararıyla gerçekleştirilebileceği, kanun koyucu tarafından son derece sıkı kurallara bağlanmıştır. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 08.10.2025 tarihli ve 2023/15444 Esas, 2025/12033 Karar sayılı ilamı, bu dengenin uygulamada nasıl işlemesi gerektiğine ilişkin son derece önemli bir yol gösterici niteliği taşımaktadır. Karar, kolluk tarafından hazırlanan arama talep üst yazısında yalnızca “gecikmesinde sakınca bulunan hâl” ifadesinin yer almasının tek başına yeterli olmadığını, özellikle haftaiçi mesai saatleri içinde verilen yazılı arama emirlerinde bu gerekçenin bizzat Cumhuriyet Savcısı tarafından somut olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Konunun hukuki arka planına bakıldığında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119. maddesinin arama kurumunu düzenlediği görülür. Kanun koyucunun benimsediği sistemde asıl olan, aramanın hâkim kararı ile yapılmasıdır. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı durumlarda ise kolluk amirinin yazılı emri ile arama yapılabileceği kabul edilmiştir. Bu üçlü hiyerarşi, tesadüfi değildir; hâkim güvencesinden uzaklaşıldıkça, kişi hak ve özgürlüklerine yönelik müdahalenin meşruiyet zemini de o ölçüde daralmaktadır. Bu nedenle “gecikmesinde sakınca bulunan hâl” kavramı, istisnai bir yetkinin kullanılabilmesi için aranan ve dar yorumlanması gereken bir şart olarak karşımıza çıkmaktadır. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği de aynı doğrultuda, bu istisnai yolun ancak gerçekten hâkime ya da savcıya zamanında ulaşmanın fiilen mümkün olmadığı durumlarda işletilebileceğini öngörmektedir.

Somut olayda, kolluk görevlileri bir arama işlemi gerçekleştirmeden önce Cumhuriyet savcılığına yazılı bir üst yazı ile başvurmuş ve bu yazıda gecikmesinde sakınca bulunan bir hâlin varlığından söz etmiştir. Ne var ki bu başvuru, mesai saatleri içinde, yani Cumhuriyet savcısına doğrudan ve anında ulaşmanın teknik olarak mümkün olduğu bir zaman diliminde yapılmıştır. Dosya incelendiğinde, savcılık makamının bu üst yazıyı değerlendirirken kendi takdirini kullanarak gecikmesinde sakınca bulunan hâlin somut olarak var olup olmadığını incelemek yerine, kolluğun yazdığı gerekçeyi olduğu gibi kabul ederek yazılı arama emrini verdiği görülmüştür. Yargıtay, işte tam bu noktada, sürecin işleyiş biçimini hukuka aykırı bulmuştur.

Yüksek Mahkeme’nin yaklaşımına göre, gecikmesinde sakınca bulunan hâlin varlığı, kolluğun taktir edeceği bir husus değil, savcının kendi iradesiyle ve dosya kapsamındaki somut veriler ışığında değerlendirmesi gereken bir husustur. Kolluk, üst yazısında sadece bu ifadeye yer vermekle yetinemez; ifadenin arkasında yatan somut olguları, yani neden beklenilemeyeceğini, gecikme hâlinde delillerin neden kaybolacağını veya şüphelinin neden kaçacağını açıkça ve gerekçeli biçimde ortaya koymalıdır. Daha da önemlisi, savcı bu gerekçeyi mekanik biçimde onaylamak yerine, kendi hukuki değerlendirmesini yaparak, mesai saatleri içinde kendisine ulaşılabildiği hâlde neden bizzat hâkimden karar istenmediğini de sorgulamalıdır. Zira mesai saatleri içinde savcıya ulaşmak mümkünse, kural olarak hâkime ulaşmak da mümkün olabilir; bu durumda istisnai yetkinin kullanılmasını haklı kılacak gerçek bir aciliyetin bulunup bulunmadığı ayrıca irdelenmelidir. Yargıtay, savcının bu değerlendirmeyi yapmadan, kolluğun sunduğu gerekçeyi sorgulamaksızın kabul etmesinin, arama kurumunun istisnai niteliğini işlevsiz hâle getireceğini vurgulamıştır.

Kararın gerekçesinde dikkat çeken bir diğer husus, hâkim güvencesinin ceza muhakemesindeki temel işlevidir. Arama, kişinin en mahrem alanına yönelik bir müdahale olduğundan, bu müdahalenin meşruiyeti büyük ölçüde bağımsız bir yargı makamının önceden yaptığı denetime dayanır. Kolluk ile savcılık arasındaki iş birliğinin, bu güvenceyi by-pass eden bir mekanizmaya dönüşmesi, Anayasa’nın 20. ve 21. maddelerinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği ilkeleriyle bağdaşmaz. Savcının, kendisine sunulan üst yazıyı yalnızca şeklen onaylayan bir makam konumuna indirgenmesi, kanun koyucunun öngördüğü denge sistemini bozar ve istisnanın kural hâline gelmesine yol açar.

Bu yaklaşımın uygulamadaki en somut sonucu, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin akıbetiyle ilgilidir. CMK’nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri uyarınca, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller hükme esas alınamaz. Eğer bir arama işlemi, gecikmesinde sakınca bulunan hâlin gerçek anlamda var olup olmadığı incelenmeden, savcının basit bir onay mekanizmasına indirgenmesi sonucu gerçekleştirilmişse, bu arama sırasında ele geçirilen deliller de hukuka aykırı delil niteliği taşıyabilecek ve yargılamada kullanılamayacaktır. Bu durum, yalnızca sanık ya da şüpheli açısından değil, kamu düzeni ve adaletin sağlıklı işleyişi açısından da önemli sonuçlar doğurur; zira usul hatası nedeniyle maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla toplanan deliller boşa gitmiş olur.

CN Avukatlık Ofisi olarak bu tür davalarda, arama işleminin hukuka uygunluğunun titizlikle incelenmesinin, savunma stratejisinin en kritik aşamalarından birini oluşturduğunu vurgulamaktayız. Bir arama kararı ya da yazılı emrin dayanağı olan üst yazının içeriği, savcılık makamının bu üst yazıyı hangi gerekçelerle değerlendirdiği ve mesai saatleri içinde alternatif bir yola başvurulup başvurulmadığı, dosyanın en başında incelenmesi gereken hususlardır. Aramanın usulüne uygun yapılmadığının tespiti, birçok olayda elde edilen delillerin tamamının değerlendirme dışı bırakılmasına ve dolayısıyla yargılamanın seyrinin kökten değişmesine yol açabilmektedir.

Bu kararın uygulamada doğurduğu bir diğer önemli sonuç, kolluk birimlerinin ve savcılık makamlarının rutin iş yapış biçimlerini gözden geçirmesi gerekliliğidir. Özellikle mesai saatleri içinde gerçekleştirilen arama taleplerinde, “gecikmesinde sakınca bulunan hâl” ifadesinin klişe bir kalıp olarak kullanılması artık daha yüksek bir denetim riskiyle karşı karşıyadır. Savcılık makamlarının, kendilerine sunulan her üst yazıyı somut olgular temelinde değerlendirmesi, gerekirse kolluktan ek açıklama istemesi ve mümkünse hâkim kararı yoluna başvurulmasını teşvik etmesi, gelecekte benzer usul hatalarının önüne geçilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Vatandaşlar ve işletmeler açısından bakıldığında, bu karar önemli bir hatırlatma niteliği taşımaktadır. Bir arama işlemi ile karşılaşan kişilerin, işlemin dayanağı olan belgeyi -hâkim kararı mı, savcı emri mi yoksa kolluk amiri emri mi olduğunu- görme ve öğrenme hakları bulunmaktadır. Özellikle savcı emri ile yapılan aramalarda, bu emrin hangi saatte ve hangi gerekçeyle verildiğinin sonradan hukuki süreçte sorgulanabilir olduğu unutulmamalıdır. İş yerlerinde arama ile karşılaşan işletme sahiplerinin, işlem sırasında sakin kalarak arama tutanağını dikkatle incelemesi, arama emrinin veriliş saatini ve gerekçesini not etmesi ve en kısa sürede bir ceza avukatına danışması, olası bir yargılama sürecinde büyük fayda sağlayacaktır. Zira arama işleminin usulüne uygunluğu, sonraki tüm delil değerlendirmesinin temelini oluşturmaktadır.

Sonuç olarak Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin bu kararı, ceza muhakemesinde hak ve özgürlüklerin korunması ile etkin soruşturma yürütülmesi arasındaki hassas dengeyi yeniden hatırlatmakta ve istisnai yetkilerin sınırlarının titizlikle çizilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Arama gibi temel haklara doğrudan müdahale eden işlemlerde usul kurallarına harfiyen uyulması, hem bireysel hakların korunması hem de yargılamanın adil ve sağlıklı işleyişi açısından vazgeçilmezdir.

Bir arama işlemiyle karşı karşıya kaldıysanız veya bu süreçte elde edilen delillerin hukuka uygunluğunu sorguluyorsanız, alanında deneyimli bir hukuk ekibinden destek almanız haklarınızın korunması açısından büyük önem taşır. CN Avukatlık Ofisi olarak ceza muhakemesi hukuku alanındaki tecrübemizle, arama işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetlenmesinden savunma stratejisinin oluşturulmasına kadar her aşamada yanınızdayız. Detaylı bilgi ve hukuki destek için cecenhukuk.com üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir