Tmk’nun 625. Maddesi gereğince resmi defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamaz.
“Hükümde getirilen sınırlama sadece mirasbırakanın borçları için yapılacak icra takipleri bakımındandır. İcra takibi yasağı tereke aktifinde yer alan değerler yanında mirasçıları da kapsar. Diğer bir ifadeyle terekenin borçlarından dolayı mirasçılar aleyhine de icra takibi yapılamaz. Aslında mirasbırakanın ölümüyle birlikte miras kanun gereği mirasçılara geçer (TMK m. 599). Ancak mirasın kazanılması kesin değildir, kesinlik mirasın kayıtsız ve şartsız kabulüyle veya ret hakkının düşmesiyle olur. Bundan dolayı İİK m. 53’te de mirasçının mirası kabul veya ret hakkı düşünceye kadar takiplerin geri kalacağı düzenlenmiştir. Resmî defter tutulmasına rağmen mirasçılardan biri mirası kesin olarak kazanmış olabilir. Mirasçılardan birinin mirası kesin olarak kazanması, tereke aleyhine icra takibi yapılması yasağını ortadan kaldırmaz. Ancak alacaklılar, mirasçılık sıfatı kesinleşen kişi aleyhine icra takibi yapılabilirler. Terekenin resmî defterinin tutulması, mirasçılık sıfatını kazanan kişiyi etkilemez. Mirası kabul etmiş kişi, terekenin deftere yazılmış ve yazılmamış borçlarından dolayı şahsen ve bütün malvarlığıyla sorumludur. İcra takibi yasağı mirasbırakanın borçları için getirilmiştir. Mirasbırakanın alacakları icra takibi yasağı kapsamında değildir. Buna göre, defter tutulması sırasında da tereke alacaklarının elde edilmesi için icra takibi yapılabilir. Ancak TMK m. 624/I’deki “Defter tutma süresince ancak zorunlu yönetim işleri yapılabilir.” hükmü, mirasbırakanın alacakları için icra takibi yapılmasını engellemektedir. Görüldüğü üzere icra takibi yasağı sadece terekenin borçları için getirilmiş olsa bile tereke alacağı için icra takibi yapılması, zorunlu yönetim işleri kapsamında değildir. Bundan dolayı mirasçılar, tereke alacakları için defter tutma süresince icra takibi yapamaz. Ancak tereke alacağının zamanaşımına uğraması tehlikesi varsa, TMK m. 625/III gereği takip yapılabileceği gibi dava da açılarak zamanaşımının kesilmesi engellenebilir. Hükümde resmî defter tutulması devam ettiği sürece icra takibi yapılamayacağı düzenlenmiş, ancak bu yasağın deftere yazım işleminin tamamlanmasına kadar mı yoksa mirasçıların seçimlik haklarının kullanabileceği sürenin sonuna kadar mı devam edeceği açıkça düzenlenmemiştir. Bu tartışmanın temelinde TMK m. 623/I’deki düzenleme yatmaktadır. Hükümde, ilânda belirtilen sürenin dolmasıyla defterin tutulması sona ereceği düzenlenmiştir. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere buradaki sona erme, alacak ve borçları bildirme ve deftere geçirme süresinin sona ermesidir. Yoksa ilan süresinin sona ermesi terekenin resmî defterinin tutulma sürecini sona erdirmez. Defter tutma, TMK m. 626’da öngörülen beyanda bulunma süresinin dolmasıyla sona erer. Öğreti ve yargı uygulamasında icra takibi yasağının mirasçılara tanınan karar verme süresinin sonuna kadar devam edeceği kabul edilmektedir. Kanaatimizce de defter tutma işlemi tamamlansa bile defterin incelenmesi ve mirasçıların da karar vermesi belli bir süreyi gerekli kıldığından, icra takibi yasağı, mirasçıların karar verebileceği sürenin sonuna kadar devam eder. TMK m. 626’ya göre sulh mahkemesince belirlenen süre dolmadan mirasçılardan biri mirası kabul etmişse, diğer mirasçılar için beyanda bulunma süresi sona ermese bile, mirası kabul etmiş kişi için icra takibi yasağı kalkar. Görüldüğü üzere, mirasçılardan bazılarının mirasçılık sıfatının kesinleşmesi, bu kişiler için icra takibi yasağını ortadan kaldırır. Hüküm kapsamında icra takiplerinin yapılamayacağı düzenlenmekle birlikte resmî defter tutulmasından önce başlamış olan takiplerin ne olacağına yer verilmemiştir. Kanaatimizce, icra takibi yasağı, başlamış olan takipleri de kapsar. Bu halde başlamış olan icra takibinin beyanda bulunma süresi sona erinceye kadar durması veya ertelenmesi gerekir. Yargıtay da bir uyuşmazlıkta, TMK m. 625’in devam eden icra takiplerine ilişkin hüküm getirmediğine, daha önce açılmış takiplerin ret beyanında bulunma süresinin sonuna kadar ertelenmesi gerektiğine karar vermiştir. Mirasbırakanın alacaklılarının icra takibi yapması halinde mirasçılar, terekenin resmî defterinin tutulduğunu ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini isteyebilir. Yargıtay da terekenin resmî defterinin tutulduğu sırada mirasbırakanın alacaklılarının icra takibinde bulunamayacağına, aksi halde takibin iptaline karar verilmesi gerektiğine hükmetmektedir. İcra takibi yasağına ilişkin itirazın İİK m. 16 vd. hükümlerince şikâyet yoluyla ileri sürülmesi gerekir.
ZAMANAŞIMININ DURMASI
Kanun koyucu, resmî defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılmasını yasaklamış, buna bağlı olarak da icra takibi yapamayan alacaklıları korumak için resmî defter tutulması devam ettiği sürece zamanaşımının işlemeyeceğini hüküm altına almıştır. Görüldüğü üzere resmî defter tutulması, TBK m. 153’te olduğu gibi zamanaşımını durduran özel bir sebeptir. Zamanaşımının durmasının sadece tereke borçlarını mı kapsadığı yoksa tereke alacakları için de mi geçerli olduğu öğretide tartışmalıdır. Bazı yazarlar icra takibi yasağının sadece tereke borçları için söz konusu olduğunu, tereke alacakları için dava açılabileceği gibi takip de yapılabileceğini savunmaktadır. Bu görüşe göre, icra takibi ve dava açma yasağı sadece tereke borçları için söz konusudur. Aksi görüşteki yazarlar ise terekenin resmî defterinin tutulması devam ettiği sürece, tereke borçları yanında tereke alacakları için de zamanaşımı süresinin işlemeyeceğini kabul etmektedir. Bu görüşe göre, zamanaşımının durması tereke borçları yanında tereke alacakları için de geçerlidir. TMK m. 625/I’de mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamayacağı düzenlenmiş, hükmün devamında ise icra takibi yapılamayan süre için zamanaşımı işlemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Hükmün lafzından ve sistematiğinden zamanaşımının işlememesinin sadece icra takibi yapılamayan alacaklar için söz konusu olduğu sonucu çıkmaktadır. Kanaatimizce zamanaşımının durması sadece tereke borçları için söz konusudur. Tereke alacakları için icra takibi yapılmaması asıl olmakla birlikte, sürelerin dolması söz konusuysa acele haller kapsamında tereke alacakları için icra takibi yapılması mümkündür. Acele hallerde tereke alacakları için icra takibi yapılabiliyorsa, zamanaşımının durmasını gerektiren bir durum söz konusu değildir. Resmî defterin tutulması sırasında terekenin davacı veya davalı olduğu uyuşmazlıklar bakımından bir ayırım yapılmamış, dava açılması veya davalara devam edilmesi yasaklanmıştır. TMK m. 625/I ve III birlikte yorumlandığında, tereke alacakları için icra takibi yapılabildiği ama dava açılamadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu da iki fıkranın çelişmesine sebep olmaktadır. Ancak TMK m. 624’teki, defter tutma süresince ancak terekenin zorunlu yönetim işlerinin yapılabileceğine ilişkin düzenleme, dava açma veya açılmış davalara devam edilmesini de kapsamaktadır. Kanaatimizce, terekenin resmî defterinin tutulması, tereke alacağına ilişkin zamanaşımı süresinin işlemesini engellemez. Ancak defterin tutulması sırasında tereke alacağının zamanaşımına uğraması ihtimali varsa, bu durum, terekenin korunmasına ilişkin acele hal olarak kabul edilerek dava açılabilmeli veya açılmış davalara devam edilebilmelidir (TMK m. 625/II). TMK m. 625/II hak düşürücü sürelerin işlemesini engellemez. Terekeye ait bir hakkın hak düşürücü süreye bağlı olması defter tutma süresince dava açılabileceği anlamına gelmez. Ancak defter tutma süresinde hak düşürücü sürenin dolma ihtimali varsa, mirasçılar dava açabileceği gibi açılmış olan davaya devam da edebilir. Örneğin, terekede yer alan paylı mülkiyete konu bir taşınmaz varsa ve diğer paydaş payını üçüncü bir kişiye satıp, durumu mirasçılara bildirmişse, mirasçıların üç aylık hak düşürücü süre içinde ön alım davası açması gerekir (TMK m. 733/IV). Satışın bildirilmesinden sonra üç aylık sürenin geçmesi önalım hakkını sona erdirir. İşte bu gibi hallerde mirasçılar önalım davası açarak hak düşürücü sürenin dolmasını engelleyebilirler.*”
*Çabri, S. (2020). Miras Hukuku Şerhi (TMK m. 575-639) Cilt II. On İki Levha Yayıncılık
İcra Takibi, Dava ve Zamanaşımı
TMK’nın 625. maddesinde düzenlendiği üzere tereke defterinin tutulması işleminin devam ettiği sürece terekenin borçları hakkında zamanaşımı işlemez. Müteselsil borçluluk durumunda borçlulardan biri için zamanaşımı süresinin durmuş olması, zamanaşımı süresinin diğer borçlular içinde durduğu anlamına gelmemektedir*.
__
“İcra Takibi Resmi defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamayacaktır.(TMK m. 625/f.1). Bu hükmün ihtiyati haciz talepleri bakımından da uygulanacağı kabul edilmektedir. Esasen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 53/f.1’e göre mirasçının ölümünden sonra üç gün içinde takip geri bırakılacaktır. Takibin geri bırakılması, mirasçı mirası ret veya kabul etmemişse ret süresi dolana kadar devam edecektir. TMK m. 625 hükmü ile birlikte, takip yapılamayacak süre 3 aylık ret süresi değil, defter tutma süresi olacaktır. Resmi defter tutulması talebiyle birlikte, ret süresinin de defter tutulması süresi sonuna kadar uzadığı düşünüldüğünde, TMK m.625/f.1 olmasa da resmi defter tutma işlemi devam ettiği sürece takip yapılamayacaktır. Ancak İİK 53/f.1’de düzenlenen halde, mirasçılardan birinin terekeyi kabul etmesi durumunda, takibe devam edilebilecektir. Kanaatimizce, TMK m. 625/f.1 bu noktada farklılaşarak, mirasçılardan biri kabul etse dahi takibe imkân vermemektedir. Terekenin borçlarından dolayı takip yapılamayacak olmakla birlikte, terekenin alacakları için bir sınırlama getirilmemiştir. Bu sebeple terekenin alacakları için takip yapılması mümkündür. Bu tarz bir takibin zorunlu yönetim işleri kapsamında yapılması söz konusu olacaktır. Terekenin alacağı için icra takibi işlemi, zorunlu yönetim işi sayılabilecek bir nitelikte değilse, bu durumda takibi yapan mirasçı mirası kabul etmiş sayılabilecektir.Defter tutma işlemi süresince zamanaşımı süreleri işlemeyecektir (TMK m. 625/f.2). Zamanaşımının terekede yer alan unsurlardan bir kısmı için işleyeceği, bir kısmı için işlemeyeceğine yönelik bir kısıtlama kanun hükmünde söz konusu değildir. Doktrinde bir görüş sadece tereke borçları için zamanaşımı sürelerinin işlemeyeceğini savunurken diğer bir görüş hem tereke borçları hem tereke alacakları bakımından zamanaşımı sürelerinin işlemeyeceğini ileri sürmektedir. Bu görüş ayrılığının sebebi, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi m.565 düzenlemesinden kaynaklanmaktadır. İlgili düzenlemede zamanaşımına ilişkin düzenleme, şimdiki gibi ayrı bir fıkra olarak değil, icra takibi yapılamayacağını düzenleyen ilk fıkra içinde düzenlemekteydi. Dolayısıyla icra takibine ilişkin tereke borçları bakımından yapılan sınırlamanın, zamanaşımı süreleri içinde getirildiği ve bu sebeple sadece tereke borçları bakımından zamanaşımın işlemeyeceği savunulabilmekte idi. Ancak hükmün yürürlükteki halinde defter tutulması sırasında tereke alacaklarında zaman aşımının işlemeye devam edeceğinden bahsetmek mümkün olmayacaktır. Zamanaşımı sürelerinin işlemeyeceği ile ifade edilmek istenen, zamanaşımı sürelerinin kesilmesi değil, durması halidir. Bu sebeple defter tutma işlemi sona erdikten sonra zaman aşımı yeniden başlamaz, kaldığı yerden devam eder. Defter tutma işlemleri süresince zamanaşımı sürelerinin işlemeyeceği düzenlenmekle birlikte, hak düşürücü süreler işlemeye devam edecektir. Gerçekten de hak düşürücü sürelerin durması, kesilmesi gibi durumlar söz konusu değildir. Bu sebeple hak düşürücü sürelerin dolması ihtimali söz konusuysa defter tutulması sürecinde de işlem yapılması gerekecektir*.”
(*:Kama, M. (2020). Prof. Dr. Feyzi Necmeddin Feyzioğlu’nun Anısına Armağan. A. Kendigelen & S. Oktay Özdemir (Yay. haz.), Mirasçılardan Birinin Resmi Defter Tutulması Talebi(s. 349-350). On İki Levha Yayıncılık)
Yargıtay Kararı – 12. HD., E. 2015/19717 K. 2015/23474 T. 08.10.2015
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi K1 tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
İİK’nun 53/1-2. maddesine göre; “Terekenin borçlarından dolayı ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta Kanunu Medenide muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri kalır.
İcra takibi sırasında borçlu öldüğünde tereke henüz taksim edilmemiş veya resmi tasfiyeye tâbi tutulmamış yahut mirasçılar arasında aile şirketi tesis olunmamışsa, borçlu hayatta olsaydı hangi usul tatbik olunacak idi ise terekeye karşı ona göre takip devam eder.”
İİK’nun 53. maddesi gereğince; borçlunun takip sırasında ölümü halinde alacaklının takip edebileceği iki yol vardır. Bunlardan birincisi takibin terekeye yöneltilmesi, ikincisi ise mirasçılara yöneltilmesidir. Buna göre alacaklının tercih hakkını kullanarak, takibi mirasçılar hakkında mı yoksa terekeye karşı mı devam ettireceğini icra dairesine bildirmesi ve buna göre takibi sürdürmesi gerekmektedir.
Yine TMK’nun 625. maddesinde; “Resmî defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele hâller dışında, davalara devam edilemiyeceği gibi, yeni dava da açılamaz” şeklinde düzenleme mevcuttur. Terekenin defterinin tutularak tespiti sonucunda, mirasçılar mirasın reddi veya kabulü konusunda karar verebileceklerinden, TMK’nun 625. maddesi gereğince resmi defter tutulması devam ettiği sürece, mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu durumda takip, defter tutulması sona erip, mirasçılara tutulan defter gereğince mirası kabul veya reddetmeleri için TMK’nun 626 ve 627.maddeleri gereğince, verilecek bir aylık süre sonuna kadar ertelenir.Bu husus mirasçı borçlular tarafından İİK’nun 16/2. maddesi uyarınca süresiz şikayet konusu yapılabilir.
Somut olayda mirasçıların, satış kararı ve ihale tarihinden önce Bodrum Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/16 esasında kayıtlı olan murisin terekesinin, resmi defter tutulması yolu ile tespitini talep ettikleri görülmektedir.
O halde mahkemece, yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca, resmi defter tutulmasının sonucu beklenerek, mirasçıların TMK.nun 627.maddesi uyarınca verecekleri karara kadar takibin geri bırakılması gerektiğinden ve bu durumda ihale yapılması doğru olmadığından ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
__
Yargıtay Kararı – 12. HD., E. 2015/33145 K. 2016/10346 T. 7.4.2016
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak, muris aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatılmış, mirasçı borçlular …, … ve … tarafından tereke defterinin tutulması ve tespiti amacıyla açılmış dava bulunduğu ve TMK’nun 625. maddesi uyarınca resmî defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamayacağı belirtilerek şikayet yoluna başvurulmuştur. İİK’nun 53/1. maddesinde ” Terekenin borçlarından dolayı ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse bu hususta Kanunu Medenide muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri kalır.” hükmü bulunmaktadır. Yine TMK’nun 625. maddesinde “Resmî defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele hâller dışında, davalara devam edilemiyeceği gibi, yeni dava da açılamaz.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Tereke defterinin tutularak tespiti sonucunda mirasçılar mirasın reddi veya kabulü konusunda karar verebileceklerinden TMK’nun 625. maddesi gereğince resmi defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bu husus mirasçı borçlular tarafından İİK’nun 16/2. maddesi uyarınca süresiz şikayet konusu yapılabilir. Somut olayda, borçlu mirasçılar tarafından tereke mahkemesinde resmi defter tutulması için açılmış dava olduğu belirtildiğinden, mahkemece öncelikle borçlu mirasçılar tarafından açılmış resmi defter tutulmasına ilişkin davanın mevcut olup olmadığı yöntemince araştırılarak, ayrıca şartları var ise İİK’nun 53/1. maddesi de değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.04.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
__
Yargıtay Kararı – 12. HD., E. 2022/1006 K. 2022/2705 T. 3.3.2022
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
DAVACILAR :
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından başlatılan ilamlı icra takibinde, borçlu mirasçılar … ve …’ın icra mahkemesine başvurularında; diğer borçlu mirasçı …’a velayeten annesi tarafından açılan ve İstanbul … 14. Sulh Hukuk Mahkemsi’nin 2021/3 Tereke sayılı dosyasında görülen terekenin tespiti, defter tutulması ve miras ortaklığına temsilci atanmasına ilişkin dava nedeniyle, TMK’nun 625. maddesi gereğince haklarında takip yapılamayacağını ileri sürerek takibin iptalini talep ettikleri, İlk Derece Mahkemesi’nce, istemin kabulü ile şikayetçiler yönünden takibin iptaline karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi’nce istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
TMK’nın 619. maddesinde; ”Mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı, terekenin resmi defterinin tutulmasını isteyebilir…”
TMK’nun 625. maddesinde ise; “Resmî defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele hâller dışında, davalara devam edilemiyeceği gibi, yeni dava da açılamaz.” hükmü yer almaktadır. Tereke defterinin tutularak tespiti sonucunda mirasçılar mirasın reddi veya kabulü konusunda karar verebileceklerinden TMK’nun 625. maddesi gereğince resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamayacağı düzenlenmiştir. Borçluların bu husustaki başvurusu şikayet niteliğinde olup İİK’nun 16/2. maddesi uyarınca süresiz olarak ileri sürülebilir.
Somut olayda; İstanbul … 14. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2021/3 Tereke sayılı dosyasında görülen davaya ilişkin dava dilekçesinin incelenmesinde; davanın şikayette taraf olmayan ancak mirasçı sıfatıyla takip borçlusu olarak takipte taraf olan …’a velayeten takipte alacaklı olan annesi … tarafından açıldığı, dava konusunun, terekenin mirasçılara tam ve eksiksiz olarak geçmesinin ve terekenin korunmasını teminen terekenin tespiti, defter tutulması ve terekeye genel yetkili temsilci atanması olduğu görülmekte olup, söz konusu dava dilekçesinde davacının TMK’nun 619. maddesi gereğince resmi defter tutulmasına ilişkin bir talebinin bulunmadığını, talebin aynı Kanun’un 589 ve 590. maddelerine dayalı koruma tedbirlerine yönelik olduğunu açıkça belirttiği anlaşılmaktadır.
Tüm bu anlatılanlar ışığında, Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada istek; TMK’nun 619. maddesinde düzenlenen mirası kabul veya redde esas olmak üzere “resmi defter tutma” değil, aynı Kanun’un 589. ve devamı maddelerinde yer olan “koruma önlemi” olarak ölüm tarihi itibariyle terekeyi oluşturan unsurları belirlemek, bu sayede terekenin içeriği ile ilgili ölüm anındaki durumu öğrenme imkanını elde etmeye yönelik olarak terekede bulunan mal ve hakların tespitine ilişkindir. Koruma önlemi olarak terekenin tespiti işleminin maddi hukuk bakımından haklara ve borçlara bir etkisi bulunmamaktadır. Bu işlem,tespiti yapılan malvarlığı unsurlarının terekeye ait olduğu, tespit edilmeyenlerin de terekeye ait olmadığına delil teşkil etmez. “Koruma önlemi” olarak tutulan defter (terekenin yazımı), sonradan gündeme gelebilecek mirasın bölüştürülmesine yahut başka bir özel hukuk ilişkisine de esas olmaz.
Hal böyle olunca; mirasçı … adına Sulh Hukuk Mahkemesi’ne yapılan başvuruda, TMK’nun 619. maddesine dayalı resmi defter tutulması talebinin bulunmadığı açıkça belirtilmiş olduğundan, aynı Kanun’un 589 ve devamı maddeleri gereğince yapılan istemin niteliği itibariyle, TMK’nun 625. maddesi gereğince takip yapılamayacağı sonucunu doğurmayacağının kabulü gerekir.
O halde mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca, mirasçı …’a velayeten annesi tarafından açılan davanın, terekenin resmi defterinin tutulması veya terekenin resmi tasfiyesine ilişkin olmadığı nazara alınarak, şikayetçi mirasçıların takibin iptali isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle istemin kabulü ile takibin iptali ve Bölge Adliye Mahkemesi’nce de istinaf başvurusunun esastan reddi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 5.Hukuk Dairesi’nin 02.12.2021 tarih ve 2021/1772 E. – 2021/1777 K. sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA ve Kayseri 6. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 26.10.2021 tarih ve 2021/348 E.- 2021/457 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 03/03/2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.
__
Yargıtay Kararı – 12. HD., E. 2020/5757 K. 2021/1942 T. 23.2.2021
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasına işin ivediliği ve niteliği nedeniyle 5311 Sayılı Kanunla değişik İİK’nin 366. maddesi hükmü uygun bulunmadığından bu yöndeki isteğin oybirliği ile reddine karar verildikten sonra işin esası incelendi:
Alacaklı tarafından bir adet bonoya dayalı olarak keşideci borçlu…. mirasçıları aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibinde, mirasçı borçluların borca itiraz ettikleri, mahkemece; TMK’nın 617. maddesi gereğince mirasın reddi kararı iptal edilen mirasçıların miras payının resmi tasfiyeye tâbi olacağı, resmi tasfiye halinde mirasçıların tereke borcundan sorumlu olmayacağı gerekçesi ile itirazın kabulü ile takibin iptaline karar verildiği, kararın alacaklı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.
İİK’nın 53/1-2. maddesine göre; “Terekenin borçlarından dolayı ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta Kanunu Medenide muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri kalır.
İcra takibi sırasında borçlu öldüğünde tereke henüz taksim edilmemiş veya resmi tasfiyeye tâbi tutulmamış yahut mirasçılar arasında aile şirketi tesis olunmamışsa, borçlu hayatta olsaydı hangi usul tatbik olunacak idi ise terekeye karşı ona göre takip devam eder.”
İİK’nın 53. maddesi gereğince; borçlunun takip sırasında ölümü halinde alacaklının takip edebileceği iki yol vardır. Bunlardan birincisi takibin terekeye yöneltilmesi, ikincisi ise mirasçılara yöneltilmesidir. Buna göre alacaklının tercih hakkını kullanarak, takibi mirasçılar hakkında mı yoksa terekeye karşı mı devam ettireceğini icra dairesine bildirmesi ve buna göre takibi sürdürmesi gerekmektedir.
TMK’nın 619. maddesinde; ”Mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı, terekenin resmi defterinin tutulmasını isteyebilir…”
TMK’nın 625. maddesinde; “Resmî defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele hâller dışında, davalara devam edilemeyeceği gibi, yeni dava da açılamaz” şeklinde düzenleme mevcuttur.
Terekenin defterinin tutularak tespiti sonucunda, mirasçılar mirasın reddi veya kabulü konusunda karar verebileceklerinden, TMK’nın 625. maddesi gereğince resmi defter tutulması devam ettiği sürece, mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu durumda takip, defter tutulması sona erip, mirasçılara tutulan defter gereğince mirası kabul veya reddetmeleri için TMK’nın 626 ve 627. maddeleri gereğince, verilecek bir aylık süre sonuna kadar ertelenir. Bu husus mirasçı borçlular tarafından İİK’nın 16/2. maddesi uyarınca süresiz şikayet konusu yapılabilir
Yine TMK’nın 632. maddesinde; ” Her mirasçı mirası ret veya resmi deftere göre kabul edeceği yerde terekenin resmi tasfiyesini isteyebilir…” aynı maddenin 3. fıkrasında;” resmi tasfiye halinde mirasçılar, terekenin borçlarından sorumlu olmazlar” hükmü yer almaktadır.
Somut olayda; … 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 26/12/2007 tarih, 2007/828 Esas 2007/1169 Karar sayılı kararı ile muris-keşideci borçlu Kadir … Buzluk’un mirasçıları yönünden mirasın reddedildiğinin tespit ve tesciline karar verildiği, daha sonra alacaklı tarafça mirasın reddi kararının iptali için … 23. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2013/379 Esasına kayden dava açıldığı, yargılama neticesinde mirasın reddinin iptaline karar verildiği, terekenin resmi tasfiyesine hükmedilmediği ve işbu kararın 21/11/2016 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.
Her ne kadar mahkemece TMK’nın 617. maddesi gereği mirasın reddi kararı iptal edilen mirasçıların miras payının resmi tasfiyeye tâbi olacağı, resmi tasfiye halinde mirasçıların tereke borcundan sorumlu olmayacağı gerekçesi ile takibin iptaline karar verilmiş ise de; “ Mirasçıların alacaklılarının korunması “ başlıklı TMK ’nın 617. maddesinde; “ Malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse; alacaklıları veya iflas idaresi, kendilerine yeterli bir güvence verilmediği taktirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabilirler.
Reddin iptaline karar verilirse, miras resmen tasfiye edilir…” hükmü yer almaktadır.
TMK’nın 617. maddesi, madde başlığından da anlaşılacağı üzere mirasçıların kendi borçlarından dolayı kendi alacaklılarını zarar uğratmak kastı ile mirasın reddi halinde alacaklısına tanınan haklara ilişkin bir düzenleme olup, murisin borcu nedeniyle mirasçıların mirası reddi halinde murisin alacaklıları yönünden bir düzenleme içermemektedir. Dolayısıyla somut olayda; takibe konu borç mirasçıların kendi borcu olmayıp murisin borcu olmakla TMK’nın 617. maddesinin uygulama alanı yoktur.
O halde mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca, mirasçıların terekenin resmi defterinin tutulması veya terekenin resmi tasfiyesi taleplerinin bulunmadığı nazara alınarak takibin iptali isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle istemin kabulü ile takibin iptali ve bölge adliye mahkemesince de istinaf başvurusunun esastan reddi isabetsiz olup bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılması ve ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca, … Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi’nin 07.07.2020 tarih ve 2020/1236 E.-2020/1090 K. sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA ve … 1. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 04.02.2020 tarih 2019/720 E.- 2020/118 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23/02/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.
__
Yargıtay Kararı – 12. HD., E. 2018/988 K. 2018/13386 T. 12.12.2018
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi K1 tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından genel haciz yolu ile başlatılan takipte, borçlulardan K2 mirasçılarının açtığı davada, murislerinin borcu nedeniyle haklarında açılan icra takibinin iptalini talep ettikleri, mahkemece, şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.
Şikayetçiler muris borçlu K2’in terekesi hakkında MK’nin 619. madde ve devamı kapsamında terekenin alacak ve borçlarının tespiti kapsamında resmi defter tutulmasına ilişkin İstanbul 13. Sulh Hukuk Mahkemesi 2012/47 tereke sayılı dosyasında dava açtıklarını ve haklarında bu dava devam ederken icra takibi yapılamayacağından, haklarında yapılan takibin iptalini talep etmişlerdir.
İİK’nun 53/1. maddesinde “Terekenin borçlarından dolayı ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse bu hususta Kanunu Medenide muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri kalır.” hükmü bulunmaktadır.
Yine TMK’nin 625. maddesinde “Resmî defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele hâller dışında, davalara devam edilemiyeceği gibi, yeni dava da açılamaz.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Tereke defterinin tutularak tespiti sonucunda mirasçılar mirasın reddi veya kabulü konusunda karar verebileceklerinden TMK’nin 625. maddesi gereğince resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bu husus mirasçı borçlular tarafından İİK’nin 16/2. maddesi uyarınca süresiz şikayet konusu yapılabilir.
O halde mahkemece, davanın kabulü ile şikayetçiler bakımından takibin iptali ile alacaklı vekilince dava açılmasına sebebiyet verilmediği gerekçesiyle yargılama gideri ve vekalet ücreti takdir edilmemesi gerekirken, diğer borçlular göz önünde bulundurulmadan takibin tamamen iptali kararı verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/12/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
__

Yargıtay Kararı – 12. HD., E. 2014/4202 K. 2014/6637 T. 10.3.2014
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından keşidecisi Sedat Aktaş olan bir adet çeke dayalı olarak, keşideci borçlunun ölümü üzerine mirasçıları aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatılmış, mirasçı borçlulardan N.. A.. ve M.. A.. tarafından terekenin defterinin tutulması ve tespiti amacıyla açılmış davalar bulunduğu ve TMK’nun 625. maddesi uyarınca resmî defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamayacağı belirtilerek şikayet yoluna başvurulmuştur.
İİK’nun 53/1. maddesinde ” Terekenin borçlarından dolayı ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse bu hususta Kanunu Medenide muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri kalır.” hükmü bulunmaktadır.
Yine TMK’nun 625. maddesinde “Resmî defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele hâller dışında, davalara devam edilemiyeceği gibi, yeni dava da açılamaz.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Terekenin defterinin tutularak tespiti sonucunda mirasçılar mirasın reddi veya kabulü konusunda karar verebileceklerinden TMK’nun 625. maddesi gereğince resmi defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bu husus mirasçı borçlular tarafından İİK’nun 16/2. maddesi uyarınca süresiz şikayet konusu yapılabilir.
Somut olayda, borçlu mirasçılar tarafından tereke mahkemesinde resmi defter tutulması için açılmış davaların olduğu belirtildiğinden, mahkemece öncelikle borçlu mirasçılar tarafından açılmış resmi defter tutulmasına ilişkin davaların mevcut olup olmadığı yöntemince araştırılarak, ayrıca şartları var ise İİK’nun 53/1. maddesi de değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde istemin süreden reddi isabetsizdir.
Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/03/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
__
Yargıtay Kararı – 12. HD., E. 2010/25107 K. 2011/5590 T. 05.04.2011
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
İİK.nun 53/2 maddesine göre; “icra takibi sırasında borçlu öldüğünde tereke henüz taksim edilmemiş veya resmi tasfiyeye tabi tutulmamış yahut mirasçılar arasında aile şirketi tesis olunmamışsa, borçlu hayatta olsaydı hangi usul tatbik olunacak idi ise terekeye karşı ona göre takip devam eder.” Aynı maddenin üçüncü fıkrası ise; “Bu takibin mirasçıya karşı devam edebilmesi ancak rehinin paraya çevrilmesi veya haciz yolları ile kabildir.” düzenlemesini içermektedir.
Türk Medeni Kanununun 625 maddesinde; “Resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele haller dışında davalara devam edilemeyeceği gibi yeni dava açılamaz.”hükmü yer almaktadır.
Somut olayda 04.03.2008 tarihinde borçlu N. P. aleyhinde takip başlatılmış olup, örnek 10 ödeme emri borçluya 06.03.2008 tarihinde tebliğ edildikten sonra borçlu 02.06.2008 tarihinde ölmüştür. Alacaklı vekili takibin mirasçılara yöneltilmesi ve mirasçılara ödeme emri çıkarılmasını icra diresinden talep etmiştir. Murisin eşi olan B. C. dışındaki tüm mirasçıların mirası red ettikleri ve sulh hukuk mahkemesince bu hususun tespit olunduğu dosya arasında bulunan kararlardan anlaşılmaktadır.
Mirasçı B. C.’in vasisi ise, Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/77 esasında kayıtlı olan murisin terekesinin, resmi defter tutulması yolu ile tespitini talep etmiştir. TMK.nun 625.maddesi resmi defter tutulması süresince icra takibi yapılamayacağını öngörmekte olup, açılmış olan takiplerin iptal edileceğine ilişkin bir hüküm içermemektedir.
Takip, defter tutulması sona erip, mirasçıya tutulan defter gereğince mirası kabul veya reddetmeleri için TMK’nun 627.maddesine göre verilecek bir aylık süre sonuna kadar ertelenir.
Mahkemece, resmi defter tutulması davası yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca beklenip, mirasçı B. C.’in TMK.nun 627.maddesi uyarınca vereceği karara göre sonuca gidilmesi gerekirken, takibin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 05.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
__
Yargıtay Kararı – 12. HD., E. 2014/4562 K. 2014/7432 T. 13.3.2014
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçinin vasisi icra mahkemesine verdiği dilekçede;
İcra takibinin asıl borçlusu hakkındaki kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibin kesinleşmesinden sonra yapılan 04/12/2007 tarihli haciz sırasında şikayetçinin icra kefili yapıldığını icra emrinin icra kefili veya vasisine usulüne uygun tebliğ edilmediğini, icra kefalet tarihinde fiil ehliyetinden yoksun bulunduğunu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Servisinin 06/12/2007 tarih ve Şişli Etfal Hastanesi’nin 30/04/2008 tarihli dilekçesine ekli raporları ile sabit bulunduğunu, takip borçlusunun mirasçılarının mirası reddettiklerini, mahcure Mukadder yönünden mirası red için Şişli 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2007/1876 Esas sayılı dosyasında izin istediklerini ayrıca Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2008/77 Tereke sayılı dosyasında takibin kesinleşmesinden sonra 02/06/2008 tarihinde vefat eden takip borçlusuna ait terekenin resmi defter yolu ile tespiti istemiyle 29/08/2008 tarihinde dava açtıklarını davanın halen derdest olduğunu bu nedenle MK 625. maddesi uyarınca miras bırakanın borçları için mirasçılar yönünden takip yapılamayacağına göre fer’i borçlu icra kefili hakkında da takibin durdurulması gerektiğini buna aykırı icra müdürlüğü işlemlerinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Fiil ehliyeti TMK’nun 9 ve devam eden maddelerinde düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiili ile hak elde edebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmeyi ve borç altına girmeyi fiil ehliyetine bağlamış, 10. maddesinde de fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırtım etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “Yaşının küçüklüğü yönünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da buna benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden olmayan herkes bu kanuna göre ayırtım etme gücüne sahiptir” denmek suretiyle açıklanmıştır. Türk Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesi bulunmaması nedeniyle kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz. 11/06/1941 gün ve 1941/4-21 sayılı içtihadı birleştirme kararının sonuç bölümünde ayırtım gücünden yoksun olan kişilerin tasarruf ehliyetlerinin geçersiz olduğu açıkça vurgulanmıştır.
HMK’nun 266. maddesi “mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde taraflardan birini talebi üzerine yahut kendiliğinden, birikişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz” hükmünü düzenlemiştir.
Ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması, kişiye eyleme ve işleme göre değişmesi bu yönde yetkili sağlık kurullarından rapor alınmasını gerektirmektedir. Esasen Medeni Kanun’un 409/2. maddesi akıl hastalığı ve akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olayda şikayetçi icra kefilinin icra kefalet tarihinde fiil ehliyetinin olmadığının ileri sürüldüğü, şikayetçinin mahkemeye sunduğu raporlarda Parkinson + Demons hastalığının mevcut olup hak ve fiil ehliyetinin olmadığının belirtildiği, Şişli 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 02/07/2008 tarih ve 2007/1876 Esas, 2008/1157 Karar sayılı vesayet ilamı ile MK. 405. maddesi uyarınca hastalığı nedeniyle kısıtlanmasına, oğlu Süleyman Cemi Bahadır’ın vasi tayin edilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Fiil ehliyeti (işlem yapma ehliyeti) kamu düzenine ilişkin olup mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmelidir.
Bu nedenle mahkemece, dosyaya sunulan raporlar, tedavi hasta takip evrakları, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı veya tam teşekküllü bir devlet hastanesine gönderilerek icra kefili M.. Ö..’in icra kefaleti tarihi itibariyle medeni hakları kullanma (fiil) ehliyeti bulunup bulunmadığının belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsiz olup hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/03/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
___
Yargıtay Kararı – 12. HD., E. 2014/4201 K. 2014/6638 T. 10.3.2014
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi .. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından keşidecisi S.. A..olan iki adet çeke dayalı olarak, keşideci borçlunun ölümü üzerine mirasçıları aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatılmış, mirasçı borçlulardan N.. A.. ve M.. A.. tarafından terekenin defterinin tutulması ve tespiti amacıyla açılmış davalar bulunduğu ve TMK’nun 625. maddesi uyarınca resmî defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamayacağı belirtilerek şikayet yoluna başvurulmuştur. İİK’nun 53/1. maddesinde ” Terekenin borçlarından dolayı ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse bu hususta Kanunu Medenide muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri kalır.” hükmü bulunmaktadır. Yine TMK’nun 625. maddesinde “Resmî defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele hâller dışında, davalara devam edilemiyeceği gibi, yeni dava da açılamaz.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Terekenin defterinin tutularak tespiti sonucunda mirasçılar mirasın reddi veya kabulü konusunda karar verebileceklerinden TMK’nun 625. maddesi gereğince resmi defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bu husus mirasçı borçlular tarafından İİK’nun 16/2. maddesi uyarınca süresiz şikayet konusu yapılabilir. Somut olayda, borçlu mirasçılar tarafından tereke mahkemesinde resmi defter tutulması için açılmış davaların olduğu belirtildiğinden, mahkemece öncelikle borçlu mirasçılar tarafından açılmış resmi defter tutulmasına ilişkin davaların mevcut olup olmadığı yöntemince araştırılarak, ayrıca şartları var ise İİK’nun 53/1. maddesi de değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde istemin süreden reddi isabetsizdir. Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/03/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
__
Yargıtay Kararı – 12. HD., E. 2016/12569 K. 2016/15028 T. 26.5.2016
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklının, borçlu aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlattığı, borçlu mirasçısının, icra mahkemesine yaptığı başvuruda; murisin terekesinin, resmi defter tutulması yolu ile tespitini talep ettiğini, resmi defter tutulması devam ettiği sürece icra takibi yapılamayacağını ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.
Hukuk davalarında olduğu gibi, icra takibinin taraflarının da taraf ehliyetine sahip olmaları gerekir. Yalnız gerçek ve tüzel kişilerin taraf ehliyeti vardır. Taraf ehliyeti, kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayete tâbidir.
HMK.nun 124/3. maddesi uyarınca maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin kabulü için, karşı tarafın rızası aranmaz. Aynı maddenin 4.fıkrasında da; “Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir” düzenlemesi yer almaktadır. Anılan hükmün icra takiplerinde de uygulanması gerekir.
Buna göre, alacaklı tarafından ölü kişinin mirasçısı yerine ölü kişi hakkında takip yapılması, maddi hataya ve kabul edilebilir bir yanılgıya dayalı olup, dürüstlük kuralına da aykırı olmadığından alacaklının HMK.nun 124/3-4.maddesi uyarınca taraf değişikliği yapmak suretiyle bu yanlışlığı düzeltmesi mümkündür.
Somut olayda, alacaklının, HMK.nun 124. maddesine uygun olarak mirasçıyı ek takip talebi ile takibe dahil etme talebi olmaksızın, icra müdürlüğünce mirasçı aleyhine ödeme emri çıkarıldığı ve bu ödeme emri tebliği üzerine mirasçının şikayette bulunduğu görülmektedir. Mirasçı hakkında takip talebinde bulunulmadan ödeme emri çıkarılamaz. Bu hususun mahkemece re’sen gözetilmesi gerekir. Kaldı ki, İİK’nun 53/1. maddesi uyarınca borçlunun ölümü ile birlikte (3) günlük sürenin bitiminden itibaren başlayacak olan TMK’nun 606. maddesinde yazılı süre geçmeden mirasçılar aleyhine takip yapılması da mümkün değildir.
Alacaklının talebi üzerine, mirasçının ek takip talebi ile takibe dahil edilerek hakkında ödeme emri çıkarılması durumunda, şikayetçinin TMK’nun 625. maddesine dayalı şikayetlerini ileri sürmesi her zaman mümkündür.
O halde, mahkemece; ödeme emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca re’sen (BOZULMASINA), bozma nedenine göre şikayetçinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
___
Yargıtay Kararı – 12. HD., E. 2020/4416 K. 2021/270 T. 13.1.2021
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından taşınır rehininin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan icra takibinde, borçluların; murislerinin borcu nedeniyle haklarında açılan icra takibinin iptaline karar verilmesini talep ettikleri, ilk derece mahkemesince, şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesi’nce icra takibinin şekline göre borçluların itirazlarını icra mahkemesine bildirmesini geçersiz işlem olup sonuç doğurmayacağı gerekçesi ile istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve asıl ve birleşen davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK’nun 53/1. maddesinde “Terekenin borçlarından dolayı ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse bu hususta Kanunu Medenide muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri kalır.” hükmü bulunmaktadır.
Yine, TMK’nun 625. maddesinde “Resmî defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele hâller dışında, davalara devam edilemiyeceği gibi, yeni dava da açılamaz.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Tereke defterinin tutularak tespiti sonucunda mirasçılar mirasın reddi veya kabulü konusunda karar verebileceklerinden TMK’nin 625. maddesi gereğince resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamayacağı düzenlenmiştir. Borçluların bu husustaki başvurusu şikayet niteliğinde olup İİK’nun 16/2. maddesi uyarınca süresiz olarak ileri sürülebilir.
Somut olayda; şikayetçiler, muris …..’nın terekesi hakkında MK’nin 619. madde ve devamı kapsamında terekenin alacak ve borçlarının tespiti kapsamında resmi defter tutulmasına ilişkin … 2. Sulh Hukuk Mahkemesi 2016/4 tereke sayılı dosyasında dava açtıklarını ve bu dava devam ederken icra takibi yapıldığı görülmüştür.
O halde; bölge adliye mahkemesince, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri dikkate alınarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bölge adliye mahkemesi kararının bozulması gerektirmiştir.
SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile … Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 12/02/2020 tarihli, 2019/2121 E. – 2020/351 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.01.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.
__
Yargıtay Kararı – HGK., E. 2014/1036 K. 2016/551 T. 27.4.2016
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “şikayet” kanun yolundan dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesince istemin kabulüne dair verilen 21.09.2011 gün; 2009/3412 E. – 2011/998 K. sayılı kararın incelenmesi karşı taraf/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 10.05.2012 gün ve 2011/32221 E. – 2012/16241 K. sayılı ilamı ile;
“…Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı tarafından başlatılan ilamlı icra takibinde borçlu mirasçıları TMK.nun 625.maddesi resmi defter tutulması süresince icra takibi yapılamayacağından bahisle takibin iptalini talep etmişler ve mahkemece takibin iptaline karar verildiği görülmüştür.
İİK.nun 53/2 maddesine göre; “icra takibi sırasında borçlu öldüğünde tereke henüz taksim edilmemiş veya resmi tasfiyeye tabi tutulmamış yahut mirasçılar arasında aile şirketi tesis olunmamışsa, borçlu hayatta olsaydı hangi usul tatbik olunacak idi ise terekeye karşı ona göre takip devam eder.” Aynı maddenin üçüncü fıkrası ise; “Bu takibin mirasçıya karşı devam edebilmesi ancak rehinin paraya çevrilmesi veya haciz yolları ile kabildir” düzenlemesini içermektedir.
Türk Medeni Kanununun 625 maddesinde; “Resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele haller dışında davalara devam edilemeyeceği gibi yeni dava açılamaz.”hükmü yer almaktadır.
Somut olayda mirasçıların, Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/54 esasında kayıtlı olan murisin terekesinin, resmi defter tutulması yolu ile tespitini talep ettikleri görülmektedir. TMK.nun 625. maddesi, resmi defter tutulması süresince icra takibi yapılamayacağını öngörmekte olup, açılmış olan takiplerin iptal edileceğine ilişkin bir hüküm içermemektedir. Bu durumda takip, defter tutulması sona erip, mirasçılara tutulan defter gereğince mirası kabul veya reddetmeleri için TMK’nun 626 ve 627. maddeleri gereğince, verilecek bir aylık süre sonuna kadar ertelenir.
O halde mahkemece, yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca, resmi defter tutulmasının sonucu beklenerek, mirasçıların TMK.nun 627.maddesi uyarınca verecekleri karara göre sonuca gidilmesi gerekirken, takibin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstek, takibin iptali istemine ilişkindir.
Şikayetçi/borçlular vekili, İstanbul 12. İcra Müdürlüğünün 2009/2821 E. sayılı dosyasında … mirasçıları olan müvekkilleri hakkında 06.08.2009 tarihinde ilamlı takip yapıldığını, ancak müvekkillerince Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/54 Tereke sayılı dosyası ile 18.06.2009 tarihinde terekenin resmi defterinin tutulması ve terekeye temsilci atanması için talepte bulunulduğunu, TMK’nın 625/1. maddesi gereğince defter tutma işlemi süresince takip yapılamayacağını belirterek, takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Karşı taraf/alacaklı vekili, şikayetin reddini talep etmiştir.
Yerel Mahkemece, Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/54 Tereke sayılı dosyasında M. S. Erdem mirasçıları tarafından resmi defter tutulmasının talep edildiği, TMK’nın 625. maddesi uyarınca defter tutma işleminin devamı müddetince terekenin borçları hakkında icra takibi yapılamayacağı, yasanın bu emredici hükmüne aykırılığın süresiz şikayete tabi olduğu gerekçesi ile şikayetin kabulü ile takibin iptaline dair verilen karar, karşı taraf/alacaklı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir.
Direnme kararını karşı taraf/alacaklı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; icra takip borçlusunun mirasçılarının, takip tarihinden önce terekenin resmi defter tutulması yolu ile tespitini talep etmeleri halinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 625. maddesi uyarınca, takibin ertelenmesine mi, yoksa iptaline mi karar verilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; miras açılınca mirasçılar, külli halef olarak, aktif ve pasifi ile terekeyi iktisap (TMK m. 599) ederler. Mirasçının öz mal varlığı ile tereke bir bütün haline gelmiş olur. Bunun, bazı hallerde sakıncalı olacağını gözeten kanun koyucu, yarar dengesinin sağlanması için tedbirler almak gereğini duymuştur.
Terekenin, mirasçıyı külfet altına sokacağı konusunda mirasçı yeterli bilgi veya kanaate sahip ise, üç ay içinde hiçbir gerekçe göstermeden mirası reddedebilir (TMK. m. 605, 606).
Eğer tereke borca batıksa ve bu durum mirasçı tarafından açıkça bilinmekte ise, red hakkının kullanılmasına da gerek yoktur. Çünkü kanun koyucu, terekenin kendiliğinden (hükmen) reddedilmiş sayıldığını kabul etmiştir (TMK. m. 605). Mirasçı borca batıklığı bilmese bile, hükmen reddin sonuçlarından yararlanır.
Bazen tereke, açık ve kesin bir durum ifade etmez. Bu hallerde mirasçı, red hakkını kullanıp kullanmamakta tereddüde düşer. İşte bu haklı şüphe karşısında kabul veya red konusunda güvenli bir karara varmasını sağlamak için, terekenin defterinin tutulması öngörülmüştür (TMK. m. 619 vd). Bu yolla mirasçı, bilinçli olarak red hakkını kullanıp tereke borçlarından şahsî mal varlığı ile sorumlu olmaktan kurtulacağı gibi, deftere göre kabul etmekle de, borçlar ödendikten sonra, geriye kalanı almak hakkını kazanır.
Defter tutma işleminin yapıldığı sürece, ancak telafisi (gecikmesi) terekenin zararına olan idarî tasarruflar yapılabilir. Resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamaz, yapılmakta olan icra takibi durur, bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele haller dışında, davalara devam edilemeyeceği gibi, yeni dava da açılamaz (TMK. m. 625).
Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya gelince, davacıların murisi …’in 23.05.2009 tarihinde vefat ettiği, davacılar tarafından Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/54 Tereke sayılı dosyası ile 18.06.2009 tarihinde terekenin resmi defterinin tutulması ve terekeye temsilci atanması için talepte bulunulduğu ve İstanbul 12. İcra Müdürlüğünün 2009/2821 sayılı dosyası ile … mirasçıları olan davacılar aleyhine 06.08.2009 tarihinde uyuşmazlık konusu ilamlı takibin başlatıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere TMK’nın 625/1. maddesi uyarınca resmî defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları nedeniyle icra takibi yapılaması mümkün bulunmadığından resmi defter tutulması isteminden sonra başlatılan icra takibinin iptaline karar verilmesi gerekir.
Hal böyle olunca; yerel mahkemenin, TMK’nın 625. maddesi uyarınca resmi defter tutma işleminin devamı müddetince terekenin borçları nedeniyle icra takibi yapılamayacağı gerekçesi ile takibin iptaline dair verdiği kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle karşı taraf/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 27.04.2016 gününde oybirliğiyle ile karar verildi.
__
Yargıtay Kararı – 11. HD., E. 2015/10112 K. 2015/10516 T. 14.10.2015
…Emine ve Naciye tarafından da mirasın gerçek reddi davası açıldığı ve derdest olduğu, TMK’nın 625. m. uyarınca terekenin resmi defterinin tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamayacağı, bu süre içerisinde zaman aşımının işlemeyeceği, acele haller dışında davalara devam edilemeyeceği gibi, yeni dava da açılamayacağı, aynı Yasanın “kefalet borçlarından sorumluluk” başlıklı 630. m. uyarınca da, miras bırakanın kefaletten doğan borçlarının defterde ayrı bir yere yazılacağı ve mirasçıların, mirası kayıtsız ve şartsız kabul etmiş olsalar bile, bu borçlardan terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesi halinde kefalet sebebiyle alacaklı olanlara ne düşecek idi ise ancak o miktarla sorumlu olacakları bu itibarla, kefil H. Ç. mirasçıları tarafından terekenin resmi defterinin tutulması istemi ile açılan davada tedbiren miras bırakan hakkındaki tüm takip ve satışların durdurulmasına karar verildiği ve TMK’nın 630. m. düzenlemesi karşısında H.Ç. mirasçılarının kefalet nedeniyle sorumlu oldukları miktarın terekenin tasfiyesi sona erdiğinde belirlenebileceği gerekçesiyle, H. Ç. mirasçıları yönünden koşulları oluşmayan ihtiyati haciz isteminin reddine, T.S.Müşavirlik A.Ş., K. Otelcilik A.Ş., H.. A.., A.. A.. yönünden ise, borcun muaccel olmasına rağmen ödenmediği, rehin ile de temin edilmediği ve talebin İİK’nın 257. maddesine uygun olduğu gerekçesiyle, kabulüne karar verilmiştir. Kararı, ihtiyati haciz talep eden vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre,













İlk yorum yapan siz olun