İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

KOŞULLU SALIVERİLME (ŞARTLI TAHLİYE) UYGULAMASINDA GÜNCEL ESASLAR VE YARGITAY’IN YAKLAŞIMI

Ceza infaz hukukunun en çok merak edilen ve uygulamada en fazla ihtilafa konu olan kurumlarından biri koşullu salıverilme, halk arasında bilinen adıyla şartlı tahliyedir. Hükümlünün cezasının tamamını değil, kanunda belirtilen bir kısmını cezaevinde iyi halli olarak geçirmesi koşuluyla, kalan sürenin toplum içinde denetim altında infaz edilmesine imkân tanıyan bu sistem, hem hükümlüler hem de mağdurlar açısından büyük önem taşımaktadır. Son bir yıl içinde art arda yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun (10. Yargı Paketi) ve 7571 sayılı Kanun (11. Yargı Paketi), koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik esaslarında önemli değişiklikler getirmiştir. Bu yazıda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun çerçevesinde koşullu salıverilmenin işleyişini, kimlerin bu haktan hangi oranlarda yararlanabileceğini, denetimli serbestlik süreçlerini ve hakkın geri alınması şartlarını en güncel mevzuat ve yargı kararları ışığında ele alacağız.

Koşullu Salıverilme Neden Bir Hak Değil, Bir İnfaz Rejimidir?

Öncelikle belirtmek gerekir ki koşullu salıverilme, hükümlüye otomatik olarak tanınan bir hak değil, belirli şartların gerçekleşmesi durumunda uygulanan bir infaz rejimidir. Yasal koşulları yerine getirmeyen bir hükümlü, mahkûm olduğu cezanın tamamını cezaevinde çekmek zorunda kalır. Bu noktada iki temel şart öne çıkmaktadır: hükümlünün cezasının kanunda öngörülen kısmını infaz kurumunda geçirmiş olması ve bu süre boyunca iyi halli olması. Üçüncü ve tamamlayıcı unsur ise, infaz işlemlerinin yürütüldüğü yer infaz hâkimliğinin bu yönde bir karar vermesidir. Mahkeme kararı olmaksızın, hükümlü hangi şekilde cezaevinden ayrılmış olursa olsun, koşullu salıverilme hükümleri kendiliğinden uygulanmaz.

İyi hallilik kavramı da uygulamada büyük tartışmalara yol açmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, hükümlünün cezasının tüm infazı boyunca değil, koşullu salıverilme kararının verileceği tarihte iyi halli olması yeterlidir. Yani infaz sürecinde disiplin cezası almış bir hükümlü dahi, karar tarihinde iyi halli kabul edildiği takdirde şartlı tahliyeden yararlanabilir. Ayrıca büyük önem taşıyan bir başka husus, iyi hallilik değerlendirmesinin yalnızca cezaevinde geçirilen süreyle sınırlı olduğudur; denetimli serbestlik kapsamında dışarıda geçirilen sürede yaşanan olumsuzluklar, doğrudan koşullu salıverilmeyi etkilemez, olsa olsa hükümlünün yeniden kapalı cezaevine gönderilmesine yol açabilir.

İnfaz Oranları: Suç Türüne Göre Değişen Sistem

5275 sayılı Kanun’un 107. maddesi, koşullu salıverilme için gerekli infaz oranlarını suç tipine göre kademelendirmiştir. Genel kural, hapis cezasının yarısının (1/2) cezaevinde geçirilmesidir. Ancak kasten öldürme, işkence, eziyet, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, özel hayata karşı suçlar ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar gibi istisnai hallerde bu oran üçte ikiye (2/3) çıkmaktadır. Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ile uyuşturucu madde ticareti suçlarında ise infaz oranı dörtte üçe (3/4) kadar yükselebilmektedir. Müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında genel kural olarak ağırlaştırılmış müebbette otuz, müebbette ise yirmi dört yıllık sürelerin cezaevinde iyi halli geçirilmesi aranır; ancak suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda bu süreler kanunun 107/4. maddesi gereği daha ağır uygulanmakta, ağırlaştırılmış müebbette otuz altı yıla, müebbette ise otuz yıla çıkmaktadır. Aynı şekilde terör suçları da bu ağırlaştırılmış rejimin kapsamına girmektedir. Dolayısıyla bir müebbet hapis cezasının infaz süresi hesaplanırken, cezanın örgütlü suç niteliği taşıyıp taşımadığının ayrıca gözetilmesi gerekmektedir.

Mükerrirlik durumu, yani tekerrür hükümlerinin uygulandığı hallerde infaz süresi daha da uzamaktadır. Uzun süre kanun, ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanması halinde hükümlünün koşullu salıverilmeden hiçbir şekilde yararlanamayacağını öngörmekteydi. Ancak 4 Haziran 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun ile bu katı kural yumuşatılmış; 5275 sayılı Kanun’un 108. maddesinin ikinci fıkrasına yapılan eklemeyle ikinci kez mükerrir olan hükümlülerin de artık süreli hapis cezalarının dörtte üçünü (3/4) cezaevinde iyi halli olarak geçirmeleri koşuluyla koşullu salıverilmeden yararlanabilecekleri kabul edilmiştir. Bu değişiklik, önceki dönemde cezasının tamamını (4/4 oranında) cezaevinde çekmek zorunda kalan çift mükerrirler açısından önemli bir iyileştirme niteliği taşımakta ve suç tarihine göre lehe kanun değerlendirmesinin bu grup hükümlüler için de titizlikle yapılmasını gerektirmektedir. Bununla birlikte kanun koyucu, birinci kez tekerrür hükümlerinin uygulandığı hallerde genel infaz oranını değiştirmemiş, tek mükerrirlik halinde koşullu salıverilme oranı süreli hapis cezalarında yine üçte iki (2/3) olarak uygulanmaya devam etmektedir.

Çocuk hükümlüler açısından da kanun, bazı suçlarda yetişkinlerden farklı ve genellikle daha lehe bir infaz rejimi öngörmüştür. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, uyuşturucu ticareti suçları, terör suçları ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocuklar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanmakta, ayrıca onbeş yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirilen bir günün iki gün olarak dikkate alınması gibi ek düzenlemelerle çocuk hükümlülerin lehine bir hesaplama sistemi benimsenmektedir. Bu nedenle çocuk hükümlüler bakımından infaz hesabı yapılırken, suçun niteliği kadar hükümlünün suç ve infaz tarihindeki yaşının da ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

Denetimli Serbestlik Süreleri: Suç Tarihine Göre Farklılaşan Uygulama

Koşullu salıverilme tarihinden belirli bir süre önce uygulanan denetimli serbestlik tedbirinin süresi de tek bir sabit rakam değildir; suç tarihine göre önemli farklılıklar göstermektedir. 7242 sayılı Kanunla 5275 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 6. madde uyarınca, 30 Mart 2020 tarihinden önce işlenen suçlarda denetimli serbestlik süresi üç yıl olarak uygulanmakta, bu tarihten sonra işlenen suçlarda ise genel kural olan bir yıllık süre geçerli olmaktadır. Terör suçları, örgüt kurma veya yönetme ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar, kasten öldürme, işkence ve eziyet suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ile uyuşturucu madde imal veya ticareti gibi bazı ağır suçlar, bu üç yıllık geçici düzenlemenin istisnaları arasında yer almakta ve bu suçlar bakımından denetimli serbestlik süresi bir yıl olarak uygulanmaya devam etmektedir. Ayrıca 31 Temmuz 2023 tarihinden önce işlenen belirli suçlar bakımından 7456 sayılı Kanun ile getirilen geçici düzenlemeler de, hükümlülerin denetimli serbestliğe erken ayrılabilmesini sağlayan ayrı bir istisna rejimi oluşturmaktadır; 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile bu geçici hükümlerin kapsamı bir kez daha genişletilmiştir.

Bu tabloya, 4 Haziran 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun ile yeni bir şart daha eklenmiştir. Buna göre, hükümlülerin denetimli serbestlikten yararlanabilmesi için, aldıkları ceza miktarı ne olursa olsun, koşullu salıverilme tarihine kadar cezaevinde geçirmeleri gereken sürenin en az onda birini (1/10), hiçbir şekilde beş günden az olmamak üzere fiilen kapalı ceza infaz kurumunda geçirmiş olmaları zorunlu hale getirilmiştir. Bu düzenleme, kamuoyunda “gir-çık” olarak bilinen ve kısa süreli hapis cezası alan kişilerin cezaevine girip birkaç gün içinde tahliye olduğu uygulamaya son vermeyi amaçlamaktadır. Kanunun eklediği geçici madde uyarınca bu 1/10’luk asgari yatma şartı, yalnızca 4 Haziran 2025 tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından uygulanmakta, bu tarihten önce işlenen suçları etkilememektedir.

Genel denetimli serbestlik rejiminin yanında, kanun bazı özel gruplar için ayrı ve daha lehe infaz usulleri de öngörmüştür. Örneğin sıfır ila altı yaş arasında çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile yetmiş yaşını doldurmuş veya ağır hastalık, sakatlık ya da kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyecek durumda olan hükümlüler, belirli şartların varlığı halinde cezalarının kalan kısmını cezaevi yerine konutlarında infaz edebilmektedir. Bu özel infaz usulleri, denetimli serbestlik tedbirinden farklı bir hukuki nitelik taşımakta olup, hükümlünün somut sağlık durumu, yaşı veya ailevi koşulları infaz hâkimliği tarafından ayrıca değerlendirilerek karara bağlanmaktadır. Dolayısıyla bir infaz dosyasında bu tür özel durumların bulunup bulunmadığının da gözden kaçırılmaması gerekir.

Koşullu Salıverilmenin Geri Alınması: En Çok İhtilaf Yaratan Konu

Uygulamada en fazla hukuki uyuşmazlığa neden olan başlık, koşullu salıverilme kararının geri alınmasıdır. Kanun, hükümlünün denetim süresi içinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere hâkimin uyarısına rağmen uymamakta ısrar etmesi halinde koşullu salıverilme kararının geri alınacağını öngörmektedir. Burada kritik nokta, işlenen yeni suçun sonuç cezasının hapis cezası olması gerektiğidir. Yeni suç adli para cezasıyla sonuçlanmışsa, ya da kanunda öngörülen hapis cezası adli para cezasına çevrilmişse, koşullu salıverilme kararı geri alınamaz. Yüksek mahkeme bu ilkeyi istikrarlı biçimde uygulamakta ve denetim süresi içinde işlenen suçun niteliğinin titizlikle incelenmesi gerektiğinin altını çizmektedir.

Denetim süresinin doğru hesaplanması da son derece önemlidir. Denetim süresi, hükümlünün infaz kurumunda geçirmesi gereken süre kadar olmakla birlikte, hiçbir şekilde hak ederek (bihakkın) tahliye tarihini aşamaz. Bu kural, özellikle infaz oranı düşük olan suçlarda denetim süresinin kısa, oranı yüksek olan suçlarda ise daha uzun olmasına yol açmaktadır. Örneğin altı yıl hapis cezasına mahkûm olan ve infaz oranı yarım olan bir hükümlünün denetim süresi üç yıl iken, aynı süreye mahkûm olup infaz oranı üçte iki olan bir hükümlünün denetim süresi, hak ederek tahliye tarihini aşamayacağından iki yıl olarak belirlenmektedir. Bu hesaplamalardaki hatalar, uygulamada sıklıkla itirazlara ve kanun yararına bozma taleplerine konu olmaktadır.

Ayrıca denetim süresi içinde birden fazla suç işlenmesi halinde, her bir suç için ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerektiği, sürelerin çakışıp çakışmadığına bakılmaksızın her suçun kendi hukuki sonucunu doğuracağı yönünde yerleşmiş bir içtihat bulunmaktadır. Bu durum, birden fazla suçtan yargılanan hükümlüler açısından infaz sürecinin oldukça karmaşık bir hal alabileceğini göstermektedir.

Denetimli Serbestlik ile Koşullu Salıverilme Arasındaki İlişki

Pratikte sıklıkla karıştırılan bir diğer konu, denetimli serbestlik ile koşullu salıverilme arasındaki farktır. Denetimli serbestlik, koşullu salıverilme tarihinden belirli bir süre önce uygulanan bir ara aşamadır ve henüz mahkeme tarafından koşullu salıverilme kararı verilmemiş bir hükümlünün, cezasının son kısmını dışarıda geçirmesine imkân tanır. Bu dönemde yükümlülüklerini ihlal eden hükümlü hakkında koşullu salıverilmenin geri alınmasından değil, en fazla kapalı cezaevine iade edilmesinden söz edilebilir. Zira henüz kesinleşmiş bir koşullu salıverilme kararı bulunmadığından, geri alma müessesesinin hukuki dayanağı da oluşmamıştır. Bu ayrımın gözden kaçırılması, uygulamada usul hatalarına ve haksız kararlara yol açabilmektedir.

Vatandaşlar ve Hükümlü Yakınları Açısından Pratik Sonuçlar

Bu düzenlemelerin pratikteki karşılığı, hem hükümlüler hem de yakınları açısından oldukça belirleyicidir. Bir kişinin ne zaman tahliye olacağının doğru hesaplanması; işlenen suçun niteliğine, suç tarihine, örgütlü suç niteliği taşıyıp taşımadığına, mükerrirlik durumuna, hükümlünün suç tarihindeki yaşına, adli para cezalarının hapse çevrilip çevrilmediğine ve müddetnamenin doğru düzenlenip düzenlenmediğine bağlıdır. Özellikle son dönemde art arda yürürlüğe giren yargı paketleri nedeniyle, aynı suçu işleyen ancak farklı tarihlerde hükümlü olan kişiler için tamamen farklı infaz oranları ve denetimli serbestlik süreleri söz konusu olabilmektedir. Uygulamada infaz hâkimliklerinin veya Cumhuriyet başsavcılıklarının hazırladığı müddetnamelerde hata yapılması, hükümlülerin haksız yere daha uzun süre cezaevinde kalmasına neden olabilmekte, bu da itiraz ve kanun yararına bozma yollarının sıklıkla işletilmesini gerektirmektedir. Bu noktada, infaz hukukuna hâkim bir avukatla süreci takip etmek, hak kaybının önüne geçilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. CN Avukatlık Ofisi bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmekte ve infaz hukukuna ilişkin mevzuat değişikliklerini, güncel yargı paketlerini ve Yargıtay içtihatlarını sürekli olarak analiz ederek müvekkillerine güncel ve isabetli hukuki destek sunmaktadır.

Gelecekte Beklenen Değişiklikler

İnfaz hukuku alanı, Türkiye’de son yıllarda sık sık değişikliğe uğrayan bir alan olmuştur. 7242 sayılı Kanun ile genel infaz oranının yarıya indirilmesi, bu alandaki en köklü değişikliklerden biri olmuştur. Bunu izleyen 7456, 7550 ve en son 7571 sayılı kanunlarla getirilen düzenlemeler, infaz sisteminin sürekli bir revizyon içinde olduğunu göstermektedir. Nitekim 7550 sayılı Kanun ile hem ikinci kez mükerrirlere yönelik iyileştirme hem de kısa süreli hapis cezalarında asgari yatma şartı gibi birbirine zıt yönde iki düzenleme aynı kanunla hayata geçirilmiş, 7571 sayılı Kanun ile de denetimli serbestliğe ilişkin geçici madde kapsamları yeniden genişletilmiştir. Bu tempo göz önüne alındığında, önümüzdeki dönemde yeni yargı paketleriyle infaz oranlarında, denetimli serbestlik uygulamasında ve özellikle örgütlü suçlar ile mükerrirlik rejiminde ek değişikliklerin gündeme gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Bu tür değişikliklerin yürürlüğe girmesi halinde, lehe kanun uygulaması gereği daha önce kesinleşmiş cezaların infazında da yeni hesaplamalar yapılması gerekecektir.

Sonuç olarak koşullu salıverilme, ceza infaz sisteminin bireyselleştirilmesini sağlayan, ancak uygulamada oldukça teknik ve hataya açık bir kurumdur. Suç türüne göre değişen infaz oranları, örgütlü ve terör suçlarında ağırlaştırılmış süreler, çocuk hükümlüler ile özel gruplara tanınan istisnai infaz usulleri, suç tarihine göre farklılaşan denetimli serbestlik süreleri, mükerrirlik halleri, yeni asgari yatma şartları ve koşullu salıverilmenin geri alınması şartları, her somut olayda ayrı ayrı ve titizlikle değerlendirilmesi gereken hususlardır. Bu süreçte yaşanabilecek hak kayıplarının önüne geçmek ve doğru infaz hesaplamalarının yapılmasını sağlamak için alanında uzman bir hukuk bürosundan destek almak isteyenler, detaylı bilgi ve danışmanlık için cecenhukuk.com üzerinden CN Avukatlık Ofisi ile iletişime geçebilirler.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir