İçeriğe geç

Medeni usul hukukunda tanık delili: HMK düzenlemeleri, Yargıtay kararları ve güncel tartışmalar

Tanık delili, medeni usul hukukunda ispat faaliyetinin en eski ve en sık başvurulan araçlarından biridir. Uyuşmazlığın tarafları dışında kalan üçüncü kişilerin, olaya ilişkin duyu organlarıyla edindikleri bilgileri mahkemeye aktarması olarak tanımlanan tanıklık, takdiri deliller arasında yer almakla birlikte, birçok davanın aydınlatılmasında vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Bu makalede, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) kapsamında tanık delilinin usulü, tanıklığa ilişkin yükümlülük ve çekinme hakları ile Yargıtay uygulamaları ışığında güncel tartışmalar ele alınacaktır.


I. İspat Hukuku ve Tanık Delilinin Yeri

İspat, bir iddianın doğruluğu konusunda mahkemeyi ikna etme çabasıdır. Medeni yargılamada, taraflarca getirilme ilkesi geçerli olduğundan, herkes kendi hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispat etmekle yükümlüdür (HMK m. 190; TMK m. 6). İspat yükü, kural olarak iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan lehine hak çıkaran tarafa aittir. Objektif ispat yükü, bir vakıanın ispat edilememesi halinde belirsizlikten hangi tarafın zarar göreceğini belirlerken; subjektif ispat yükü, yargılama sırasında delil ikame etme yükümlülüğünü ifade eder.

Deliller, kanuni deliller ve takdiri deliller olarak ikiye ayrılır. Kesin delil niteliğindeki senet, yemin ve kesin hüküm karşısında hakimin takdir yetkisi bulunmazken; bilirkişi, keşif ve tanık beyanları, hakim tarafından serbestçe değerlendirilir (HMK m. 198). Tanık delili, özellikle yazılı delil bulunmayan veya senetle ispat zorunluluğu bulunmayan hallerde başvurulan temel bir ispat aracıdır.


II. Tanık Kavramı ve Tanıklığa İlişkin Temel Kurallar

Tanık, davanın tarafları dışında, uyuşmazlık konusu vakıa hakkında bilgi sahibi olan ve bu bilgisini mahkemeye aktaran üçüncü kişidir. Tanıklık, bir hak değil, kamu hukukundan kaynaklanan bir yükümlülüktür. Bu nedenle, usulünce çağrılan herkes tanıklık yapmak zorundadır.

Tanık olabilmenin ön koşulu, olayı algılama ve aktarma konusunda yeterli ayırt etme gücüne sahip olmaktır. Yaş küçüklüğü tek başına engel değildir; ancak fiziksel veya ruhsal durumu nedeniyle olayı anlayıp aktaramayacak kişiler tanık olarak dinlenemez. Ayrıca, kamu görevlilerinin görevleri gereği öğrendikleri sırlar konusunda, yetkili makamın izni olmadıkça tanıklık yapmaları mümkün değildir (HMK m. 242).


III. Tanıkların Gösterilmesi ve İkinci Tanık Listesi Yasağı

HMK m. 240/2 uyarınca, tanık deliline dayanan taraf, hangi vakıanın ispatı için hangi tanığın dinlenmesini istediğini açıkça belirtmek ve tanıkların ad, soyad ve adreslerini mahkemeye bildirmekle yükümlüdür. Tanık listesinin ayrı bir dilekçe olarak sunulması zorunlu olmamakla birlikte, dilekçeler teatisi aşamasında bildirilmesi gerekir. HMK m. 145 uyarınca, ikinci tanık listesi sunulması yasaktır. Bu yasak, kamu düzenine ilişkin olup, usul ekonomisi ve yargılamanın makul sürede tamamlanması amacına hizmet eder.

Uygulamada, ikinci tanık listesi yasağının istisnaları bulunup bulunmadığı tartışmalıdır. Öğretide bir görüş, HMK m. 145’teki yeni delil sunma imkânının, tanık listesi yasağını aşmak için kullanılamayacağını savunurken; diğer bir görüş, delilin sonradan ortaya çıkması veya tarafın kusurunun bulunmaması halinde mahkemenin yeni tanık dinlenmesine izin verebileceğini kabul etmektedir. Yargıtay’ın güncel kararlarında, re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda (örneğin hizmet tespiti, boşanma, nüfus davaları) ikinci tanık listesi yasağının uygulanmayacağı, ancak taraflarca getirilme ilkesinin egemen olduğu davalarda bu yasağa sıkı sıkıya bağlı kalınması gerektiği vurgulanmaktadır.


IV. Tanıklıktan Çekinme Hakkı ve İstisnaları

HMK m. 247-251 arasında düzenlenen tanıklıktan çekinme hakkı, belirli kişisel veya mesleki nedenlerle tanıklık yapmama imkânı sağlar. Çekinme hakkı üç temel durumda ortaya çıkar:

Kişisel nedenlerle çekinme: Taraflardan birinin eşi, altsoy veya üstsoyu, üçüncü dereceye kadar kan veya kayın hısımları ile evlatlık bağı bulunan kişiler tanıklıktan çekinebilir.

Sır nedeniyle çekinme: Avukatlar, doktorlar, noterler gibi meslek sırrı saklama yükümlülüğü bulunan kişiler, bu sır kapsamındaki bilgiler için tanıklıktan çekinebilir (Avukatlık Kanunu m. 36).

Menfaat ihlali tehlikesi: Tanığın beyanı, kendisine veya yakınlarına doğrudan maddi zarar verecek, şeref ve itibarını zedeleyecek veya ceza soruşturmasına neden olacak nitelikte ise çekinme hakkı doğar.

Ancak bu çekinme hakkı mutlak değildir. HMK m. 251 uyarınca, hukuki işlemin yapılması sırasında tanık olarak bulundurulan kişiler, aile bireylerinin doğum, ölüm, evlenme gibi halleri ile aile içi mali uyuşmazlıklarda çekinme hakkını kullanamaz. Tanıklıktan çekinmek isteyen kişinin, çekinme nedenini ve delillerini duruşmadan önce veya duruşmada sözlü olarak bildirmesi gerekir. Hakim, tarafların kabulü halinde çekinme talebini dikkate alır; aksi halde karar verir.


V. Tanıkların Dinlenme Usulü

Tanıklar, duruşma gününden en az bir hafta önce davetiye ile çağrılır (HMK m. 244). Acele hallerde bu süre kısaltılabilir. Davete rağmen mazeretsiz gelmeyen tanık hakkında zorla getirme, disiplin para cezası ve yargılama giderlerine hükmedilmesi gibi yaptırımlar uygulanır (HMK m. 245). Tanığın hasta, engelli veya mahkeme çevresi dışında olması halinde, istinabe yoluyla veya ses-görüntü nakli ile dinlenmesine karar verilebilir.

Duruşmada tanıklar, ayrı ayrı ve birbirlerinin beyanlarından etkilenmeyecek şekilde dinlenir. Önce tanığın kişisel bilgileri alınır, ardından çekinme hakkı hatırlatılır. Yemin teklif edilir; 15 yaşını doldurmamış veya yeminin anlamını kavrayamayacak durumdaki kişiler yeminsiz dinlenir. Yeminden kaçınan tanık hakkında disiplin hapsi dahil yaptırımlar uygulanabilir.

Tanık, olaya ilişkin bildiklerini kesintisiz olarak anlatır. Hakim ve taraflar, tanığa soru sorabilir. Tanığın beyanları tutanağa geçirilir ve tanığa okunarak imzası alınır. Tanıklar arasında çelişki çıkması halinde, mahkeme yüzleştirme yapabilir.


VI. Tanık Beyanının Değerlendirilmesi

Tanık beyanı, takdiri delil niteliğindedir. Hakim, tanığın beyanını diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Ancak bu değerlendirme keyfi olamaz; hakim, tanığın beyanına neden itibar ettiğini veya etmediğini somut gerekçelerle kararında açıklamak zorundadır.

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, tanığın taraflardan biriyle akraba veya menfaat ilişkisi içinde olması, tek başına beyanının reddini gerektirmez. Aksine, bu tür bir yakınlık, beyanın dikkatle incelenmesini zorunlu kılar; ancak aksi ispat edilene kadar tanığın söylediklerinin esas alınması gerekir. Duyuma dayalı (işitme) tanıklık, doğrudan görgüye dayalı tanıklığa göre daha zayıf delil niteliğindedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararında, re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu bir davada, mahkemenin ilk celseye kadar tanık listesi sunulmadığı gerekçesiyle tanık dinletme talebini reddetmesi bozma nedeni sayılmıştır. Bu karar, kendiliğinden araştırma ilkesinin egemen olduğu davalarda, mahkemenin tarafların delil sunma kusurunu tolere etmesi ve gerektiğinde re’sen delil toplaması gerektiğini vurgulamaktadır.


VII. Güncel Tartışmalar ve Öğretideki Görüşler

Tanık deliline ilişkin güncel tartışmaların başında, ikinci tanık listesi yasağının istisnaları ve somutlaştırma yükü gelmektedir. Bazı yazarlar, HMK m. 145’in katı şekilde uygulanması gerektiğini savunurken; diğerleri, özellikle çekişmeli vakıanın aydınlatılması açısından tanık beyanının hayati önem taşıdığı durumlarda, mahkemenin maddi gerçeğe ulaşmak için esnek davranması gerektiğini belirtmektedir.

Bir diğer tartışma konusu, tanığa soru kağıdı gönderilmesi (HMK m. 243/2) uygulamasıdır. Eleştiriler, bu yöntemin tanığın doğruyu söylemeye teşvik edici etkisini azalttığı ve duruşmada yüz yüze sorgulama imkânını ortadan kaldırdığı yönündedir. Bu nedenle, soru kağıdı yönteminin istisnai ve zorunlu hallerle sınırlı kalması gerektiği vurgulanmaktadır.

Ayrıca, tarafların tanık dinletilmekten vazgeçmesinin karşı tarafın iznine bağlı olup olmadığı da tartışmalıdır. Bir görüş, HMK m. 196’daki delilden feragat hükmünün kıyasen uygulanarak karşı tarafın muvafakatinin aranması gerektiğini savunurken; diğer görüş, tanık delilinin takdiri niteliği gereği tarafların tek taraflı olarak vazgeçebileceğini ileri sürmektedir. Yargıtay uygulamasında, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebildiği davalarda, vazgeçme için karşı tarafın izninin aranmayacağı; ancak re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda hakimin tanık dinletmeye devam edebileceği kabul edilmektedir.


VIII. Sonuç

Tanık delili, medeni usul hukukunun vazgeçilmez ispat araçlarından biridir. HMK’da ayrıntılı şekilde düzenlenen tanıklık kurumu, tanıkların gösterilmesi, çekinme hakları, dinlenme usulü ve beyanların değerlendirilmesi aşamalarında belirli kurallara tabidir. Takdiri delil olması nedeniyle tanık beyanları hakim için bağlayıcı değildir; ancak hakim, kararında tanık beyanlarına neden itibar ettiğini veya etmediğini somut gerekçelerle açıklamak zorundadır.

İkinci tanık listesi yasağı, tanığa soru kağıdı gönderilmesi, vazgeçme ve çekinme haklarının kullanımı gibi konular, öğretide ve Yargıtay uygulamasında güncelliğini koruyan tartışma başlıklarıdır. Re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda, mahkemelerin delil serbestisi ilkesi doğrultusunda daha esnek davranması; taraflarca getirilme ilkesinin geçerli olduğu davalarda ise süre ve şekil kurallarına titizlikle uyulması gerekmektedir.

Tanık delilinin etkin ve doğru kullanımı, maddi gerçeğe ulaşılması ve adil yargılanma hakkının teminatı açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, uygulayıcıların ve yargı mercilerinin, tanık deliline ilişkin usul kurallarını eksiksiz uygulaması, tanıkların yükümlülüklerini ve haklarını doğru bir şekilde değerlendirmesi gerekmektedir.


Bu makale, cecenhukuk.com için hazırlanmış olup, bilgilendirme amacı taşımaktadır. Hukuki sorunlarınız için mutlaka bir avukata danışmanız önerilir.