Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda, özellikle davalı eşin hissedarı olduğu şirket adına kayıtlı taşınmaz ve araçlara ihtiyati tedbir konulup konulamayacağı meselesi, uzun süredir içtihat farklılıklarına neden olmaktadır. Bu farklılıklar, uygulamada çelişkili kararlarla karşılaşılmasına yol açmakta ve hukuki güvenlik ilkesini zedelemektedir.
Bu kapsamda, Adana ve Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri tarafından verilen çelişkili kararlar sebebiyle oluşan içtihat farklılığı, 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca, Yargıtay İçtihat Birleştirme Yoluyla giderilmiş ve bu konuda bağlayıcı bir görüş oluşturulmuştur.
İHTİYATİ TEDBİR VE ŞİRKET MALLARINA UYGULANABİLİRLİĞİ
TARAFLAR ARASINDA ŞİRKETİN BULUNMAMASI VE TÜZEL KİŞİLİK İLKESİ
Kararlarda ortak nokta olarak; davalının hissedarı olduğu şirketin ayrı bir tüzel kişiliği bulunduğu, şirketin davada taraf olmadığı ve bu nedenle şirket adına kayıtlı mallar üzerine ihtiyati tedbir konulamayacağı vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, Türk Ticaret Kanunu’nun 125. maddesinde yer alan tüzel kişilik ilkesine dayanmaktadır.
İHTİYATİ TEDBİRİN SINIRLARI VE ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ
6100 sayılı HMK’nın 389 ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir, davacının hakkını koruma amacıyla geçici nitelikte alınabilen önlemlerden biridir. Ancak bu önlem, karşı tarafı orantısız şekilde mağdur etmemeli, ölçülülük ve hakkaniyet ilkeleri gözetilmelidir.
Bölge Adliye Mahkemeleri kararlarında bu prensibe vurgu yapılarak, tedbirin yalnızca davacının muhtemel alacağını karşılayacak düzeyde verilmesi, davalı tarafın ticari yaşamını sekteye uğratacak biçimde uygulanmaması gerektiği belirtilmiştir.
TASFİYEDE KATILMA ALACAĞININ NİTELİĞİ VE ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN SORUMLULUĞU
KATILMA ALACAĞI BİR ŞAHSİ HAKTIR
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca katkı payı ve katılma alacağı davaları, ayni değil şahsi nitelikte alacak haklarıdır. Bu tür haklar, davalı eşin mal varlığına yöneliktir; üçüncü kişilere karşı doğrudan ileri sürülemez. Bu nedenle şirket adına kayıtlı mallar doğrudan tasfiye konusu yapılamaz.
229. MADDE VE EKLENECEK DEĞERLER
Her ne kadar TMK 229. madde uyarınca karşılıksız kazandırmalar tasfiyeye dahil edilse de, bu durumun şirket adına kayıtlı mallar üzerinde doğrudan ayni hak iddiası doğurmayacağı ve bu tür kazandırmaların sadece davalı eşten tahsil yoluyla değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
ÜÇÜNCÜ KİŞİYE SORUMLULUK YÜKLENEMEZ
Yargıtay değerlendirmesinde, şirketin üçüncü kişi olduğu, hakkında tasarrufun iptali kararı verilemeyeceği ve bu nedenle katılma alacağından yalnızca davalı eşin sorumlu tutulabileceği belirtilmiştir. Ancak borçlu eşin mal varlığının alacağı karşılamaması hâlinde, TMK m. 241 uyarınca üçüncü kişi şirkete karşı sonradan alacak davası açılabileceği belirtilmiştir.
YARGITAY’IN İÇTİHAT BİRLİĞİ GÖRÜŞÜ
Yargıtay; gerek 6100 sayılı HMK, gerek 4721 sayılı TMK ve 6102 sayılı TTK çerçevesinde yaptığı değerlendirmeyle, şu esas ilkelere dikkat çekmiştir:
-
Şirket, davada taraf değildir ve ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir.
-
Mal rejiminin tasfiyesinde doğan haklar şahsi alacak hakkı niteliğindedir.
-
Katılma alacağı için ayni hak talep edilemez.
-
Bu kapsamda, şirket adına kayıtlı taşınır ya da taşınmaz mallara ihtiyati tedbir konulması hukuka aykırıdır.
-
Şirket malvarlığına ancak payların haczi ve paraya çevrilmesi yoluyla İİK çerçevesinde müdahale edilebilir.
Bu gerekçelerle, Adana ve Gaziantep BAM kararları arasındaki içtihat farkı giderilmiştir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Mal rejiminin tasfiyesi davalarında, davalı eşin hissedarı olduğu şirket adına kayıtlı mallar üzerinde ihtiyati tedbir talebi, şirketin ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olması nedeniyle hukuken mümkün değildir. Alacak, ancak davalı eşin kâr payı, tasfiye payı veya pay senetleri gibi kişisel hakları üzerinden temin edilmelidir.
Yargıtay’ın bu içtihat birliği kararı, uygulamada oluşan belirsizlikleri ortadan kaldırmış; hem mahkemelere hem de uygulayıcılara açık bir yol haritası sunmuştur. Bu nedenle, aile hukuku ve mal rejimi tasfiyesi davalarında ihtiyati tedbir talepleri yönünden davalı eşin üçüncü kişilerle olan mal varlığı ilişkileri dikkatle analiz edilmelidir.







İlk yorum yapan siz olun