Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2025/15 Karar Sayılı İlamı Işığında Munzam Zararın Tespiti ve İspat Esasları
Munzam zarar, alacaklının temerrüt faiziyle karşılayamadığı aşkın zarar kalemini ifade eder. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında düzenlenen bu zarar türünün ispatı, uygulamada ciddi tartışmalara konu olmaktadır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2025/15 sayılı kararında, özellikle yüksek enflasyonist dönemlerde munzam zararın oluşumuna ilişkin soyut karinelerin kabul edilmesi gerektiği açık şekilde ortaya konulmuştur.
OLAYIN ÖZETİ
Davacı, bir konut kooperatifine üye olup, kendisine tahsis edilen dairenin davalı kooperatifin borcu nedeniyle icra yoluyla satıldığını, bunun karşılığında senet verildiğini; ancak bu senedin vadesinde ödenmeyip, yaklaşık 6 yıl sonra tahsil edilebildiğini belirterek munzam zarar talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi, zarar ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş; istinaf mahkemesi de kararı onamıştır.
YARGITAY’IN DEĞERLENDİRMESİ
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, kararında şu hususlara dikkat çekmiştir:
-
TBK m. 122 gereğince, temerrüt faizini aşan zararın varlığı halinde, borçlunun kusursuz olduğunu ispat edemediği sürece bu zarardan da sorumlu olacağı açıktır.
-
Somut olayda, senedin vadesi ile tahsil tarihi arasındaki süreçte ülkedeki ekonomik göstergelerin (enflasyon, döviz kuru, altın fiyatları, mevduat faiz oranları vb.) ciddi biçimde değiştiği, bu nedenle zararın varlığının hayatın olağan akışına uygun olduğu ifade edilmiştir.
-
Soyut karinelerle ispat ilkesine yer verilmiş; özellikle yüksek enflasyonist dönemlerde yatırım araçlarının getirisinin temerrüt faizini aştığı kabul edilerek, munzam zararın varlığı karine olarak kabul edilmiştir.
-
Anayasa Mahkemesi kararlarına ve AİHM içtihatlarına da yer verilerek, zararın katı ispat kurallarıyla reddedilmesinin mülkiyet hakkını ihlal edeceği vurgulanmıştır.
MAKALE DEĞERLENDİRMESİ
Bu karar, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde açılan tazminat davaları açısından kritik bir dönüm noktasıdır. Karar ile birlikte:
-
Yalnızca somut zarar kalemlerinin değil, hayatın olağan akışına uygun soyut zararların da kabul edilebileceği bir içtihat tesis edilmiştir.
-
İspat yükü hafifletilmiş, alacaklının zararının karine olarak kabul edilmesi yönünde adım atılmıştır.
-
Bilirkişi hesaplamalarında ekonomik göstergelerden oluşturulacak karma bir sepet üzerinden zarar hesaplaması yapılması gerektiği vurgulanmıştır.
Bu yaklaşım, uygulamada dava yükünü hafifletecek, gereksiz ret kararlarının önüne geçecek ve adalete erişimi güçlendirecektir.
SONUÇ
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin bu kararı, munzam zararın ispatı bakımından hem öğreti hem de uygulama açısından çok yönlü sonuçlar doğuracaktır. Gerek mahkemelerin gerekse uygulayıcı avukatların bu içtihadı dikkatle incelemesi ve özellikle yüksek enflasyon dönemlerine ilişkin taleplerini bu karara dayandırarak sunmaları gerekmektedir.







İlk yorum yapan siz olun