Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından 10.09.2025 tarihinde verilen 2025/378 E., 2025/494 K. sayılı karar, konut kredisi yapılandırmalarında tüketicinin kendi talebiyle kabul ettiği faiz oranının sonradan haksız şart olarak ileri sürülüp sürülemeyeceği hususunda önemli ilkeler içermektedir. Karar, sözleşme serbestisi, iyiniyet kuralı ve haksız şart kavramlarının somut olayda nasıl yorumlanacağına ışık tutmaktadır.
Dava Konusu ve Süreç
Davacı tüketici, 2009 yılında davalı bankadan %1,29 faiz oranıyla 60 ay vadeli konut kredisi kullanmıştır. 10.02.2010 tarihinde tüketicinin talebi üzerine kredi yapılandırılmış ve faiz oranı %1,07’ye düşürülerek bakiye 56 taksite uygulanmıştır. 11.01.2012 tarihinde davacı tekrar bankaya başvurarak, kalan vadenin 16 aya indirilmesini ve %1,68 faiz oranı uygulanmasını talep etmiştir. Banka bu talebi kabul ederek yapılandırmayı gerçekleştirmiştir.
Ancak davacı, yapılandırma sonrasında faiz oranının önceki döneme göre yükseldiğini fark ettiğini belirterek, bu uygulamanın haksız şart teşkil ettiğini ileri sürmüş ve sözleşmenin önceki faiz oranı üzerinden devam etmesi talebiyle dava açmıştır. Davalı banka ise uygulanan faizin bizzat davacının talep dilekçesinde belirttiği oran olduğunu, sonradan bu oranın haksız olduğunun ileri sürülmesinin iyiniyetle bağdaşmadığını savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi davanın kabulüne karar vermiş, ancak Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesi kararı bozmuştur. Mahkemenin direnme kararları ve usuli bozmalarla süren yargılama sonunda, en son verilen direnme kararı davalı banka tarafından temyiz edilmiş ve uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nun Değerlendirmesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, öncelikle sözleşme hukukunun temel prensiplerine değinerek sözleşme serbestisi ilkesini hatırlatmıştır. TBK’nın 26. maddesi uyarınca taraflar, kanunda öngörülen sınırlar içerisinde sözleşmenin içeriğini özgürce belirleyebilirler. Ancak modern hukukta, özellikle tüketicinin korunması amacıyla bu ilkeye bazı sınırlamalar getirilmiştir.
Haksız Şart Kavramı ve Unsurları
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 5. maddesi ile paralel düzenleme içeren 4077 sayılı Kanun’un 6. maddesinde haksız şart, “satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları” olarak tanımlanmıştır.
Kararda vurgulandığı üzere, bir sözleşme hükmünün haksız şart olarak kabul edilebilmesi için üç temel unsurun bir arada bulunması gerekir:
-
Tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilmesi,
-
Tarafların hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı şekilde tüketici aleyhine dengesizlik yaratması.
Tüketici ile müzakere edildiği ispatlanan bir hükmün, tüketici aleyhine dengesizliğe neden olduğu anlaşılsa dahi, haksız şart olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
Yapılandırma/Refinansman Kavramı
Konut kredilerinin yeniden yapılandırılması (refinansman), 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 38/A maddesi ve ilgili Yönetmeliklerde düzenlenmiştir. Yeniden finansman; konut finansman sözleşmelerinin faiz oranında, vadesinde, faiz türünde veya finansman kuruluşunda yapılacak değişikliklere ilişkin olarak banka ile tüketici arasında yeni koşullara göre ve mutabakatla oluşan sözleşmelerdir. Bu işlemde tüketicinin yazılı izninin alınması zorunludur.
Somut Olayın Değerlendirilmesi
Hukuk Genel Kurulu, somut olayda davacının 11.01.2012 tarihli dilekçesiyle kredinin 16 ay vadeli olacak şekilde %1,68 faiz oranıyla yapılandırılmasını bizzat talep ettiğini, bu talebi üzerine işlem yapıldığını tespit etmiştir. Davacının yapılandırma sırasında bilgilendirilmediği, hataya düştüğü veya yanıltıldığı yönünde herhangi bir iddiası bulunmamaktadır.
Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesinde, ikinci yapılandırma tarihinde davalı bankanın 16 aylık konut kredilerinde uyguladığı faiz oranının %1,69 olduğu tespit edilmiştir. Davacıya uygulanan %1,68 oranı, bankanın o dönemde kısa vadeli krediler için uyguladığı piyasa koşullarıyla uyumludur.
Kararda önemle vurgulanan husus, davacının daha düşük faiz oranı talep etmeyip, vadeyi kısaltmayı tercih etmesidir. Kredi borcunun kararlaştırılan süreden önce ifa edilmesi, bankanın faiz gelirini azaltacağından, kısa vadeli kredilerde faiz oranlarının genellikle daha yüksek olması olağandır. Bu durum, taraflar arasındaki hak ve nesafet dengesini iyiniyetle bağdaşmayacak şekilde tüketici aleyhine bozan bir kararlaştırma olarak nitelendirilemez.
İyiniyet Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması
TMK’nın 2. maddesi, herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu düzenler. Davacının, bizzat talep ettiği faiz oranıyla yapılandırma yapıldıktan sonra, bu oranın fahiş olduğunu ileri sürerek lehine hak doğmasını sağlamaya çalışması, hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.
Kararın Gerekçesi ve Sonuç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, tüm bu gerekçelerle davacının talebinin yerinde olmadığına, konut kredisi yapılandırmasında uygulanan faiz oranının haksız şart teşkil etmediğine karar vermiştir. Kararda özetle:
-
Davacının talebi üzerine yapılan yapılandırma işleminde faiz oranının yükselmesi, tek başına haksız şartın varlığını göstermez.
-
Vadenin kısalması nedeniyle faiz oranının artması, bankacılık uygulamaları ve piyasa koşullarıyla uyumludur.
-
Tüketicinin müzakere ettiği ve kabul ettiği bir sözleşme koşulunu sonradan haksız şart olarak ileri sürmesi iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz.
-
Bankanın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranıyla davacıya uygulanan oran uyumlu olduğundan, tüketici aleyhine dengesizlik bulunmamaktadır.
Bu nedenle Hukuk Genel Kurulu, direnme kararını bozarak davanın reddi gerektiğine hükmetmiştir.
Kararın Değerlendirilmesi ve Uygulama Açısından Önemi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bu kararı, konut kredisi yapılandırmalarında tüketici talebiyle değişen koşulların hukuki niteliğini açıklığa kavuşturması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Sözleşme Serbestisi ve Tüketicinin Korunması Dengesi
Karar, tüketicinin korunması ilkesi ile sözleşme serbestisi arasındaki hassas dengeyi somut olay bağlamında kurmuştur. Tüketici, kendi iradesiyle ve tamamen özgür iradesiyle talepte bulunduğu bir yapılandırma işleminde, sonradan pişmanlık veya daha avantajlı bir durum elde etme amacıyla işlemin haksız olduğunu ileri sürememelidir.
İyiniyet Kuralının Uygulanması
Karar, iyiniyet kuralının tüketici işlemlerinde de geçerli olduğunu ve tüketicinin de dürüstlük kurallarına uygun davranması gerektiğini vurgulamaktadır. Kendi talebiyle gerçekleşen bir işlemden sonra, bu işlemin haksız olduğunu ileri sürmek, hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.
Yapılandırma İşlemlerinde Bilgilendirme Yükümlülüğü
Kararda, davacının bilgilendirilmediği veya yanıltıldığı yönünde bir iddiasının bulunmadığı belirtilmiştir. Bu nokta, yapılandırma işlemlerinde bankaların bilgilendirme yükümlülüğünü tam olarak yerine getirmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bankaların, tüketiciye yapılandırmanın sonuçları hakkında açık ve anlaşılır bilgi vermesi, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.
Vade-Faiz İlişkisi
Karar, kredi sözleşmelerinde vade ile faiz oranı arasındaki doğru orantılı ilişkiyi net bir şekilde ortaya koymuştur. Vade kısaldıkça faiz oranının yükselmesi, bankacılık mantığı ve ekonomik gerçeklerle uyumludur. Tüketicinin daha kısa vadede borcunu kapatmak istemesi, daha yüksek faiz ödemesini gerektirebilecektir.
Sonuç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.2025 tarihli kararı, konut kredisi yapılandırmalarında tüketicinin kendi talebiyle kabul ettiği faiz oranının sonradan haksız şart olarak ileri sürülemeyeceğini hüküm altına almıştır. Karar, sözleşme serbestisi, iyiniyet kuralı ve tüketicinin korunması ilkelerini birlikte değerlendirerek, benzer uyuşmazlıklarda mahkemelere yol gösterecek niteliktedir.
Tüketicilerin, kredi yapılandırma talebinde bulunmadan önce, işlemin tüm sonuçlarını dikkatlice değerlendirmesi, faiz oranı ve vade arasındaki ilişkiyi anlaması ve kararını buna göre vermesi büyük önem taşımaktadır. Bankaların da bilgilendirme yükümlülüğünü eksiksiz yerine getirmesi, bu tür uyuşmazlıkların doğmasını engelleyecektir.
cecenhukuk.com için hazırlanmıştır. Bu makale, bilgilendirme amacı taşımakta olup, hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Hukuki sorunlarınız için profesyonel destek almanız önerilir.








İlk yorum yapan siz olun