Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından 10.04.2023 tarihinde verilen 2022/7979 E., 2023/1018 K. sayılı karar, ihale sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda usul hukukunun ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Karar, özellikle HMK’nın 186. maddesinde düzenlenen sözlü yargılama aşamasının atlanmasının bağımsız bir bozma nedeni oluşturduğunu vurgulamaktadır.
Dava Konusu ve Süreç
Davacı yüklenici şirket, davalı kurumun sorumluluk sahasında bulunan İzmir, Manisa ve Uşak illerindeki sulama tesislerinde kullanılmak üzere ölçüm cihazları alım ihalesini 1.297.370 TL bedelle kazanmış ve sözleşme imzalamıştır. Davacı, sözleşme gereği edimlerini yerine getirdiğini, ancak idareden kaynaklanmayan sebeplerle süre uzatımına gidildiğini, bu süreçte kur artışları nedeniyle zarara uğradığını ve sözleşmenin 14. maddesi uyarınca fiyat farkı ödenmesi gerektiğini ileri sürerek 50.000 TL alacağın tahsilini talep etmiştir.
Davalı kurum ise davacının taleplerinin mevzuata aykırı olduğunu, idarenin sözleşmede belirtilen yükümlülüklerini yerine getirdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi, sözleşmede fiyat farkı düzenlemesi bulunsa da davacının hakedişleri ihtirazı kayıt koymadan aldığı ve kesin hakedişi itirazsız imzalayarak kesinleştirdiği, bu aşamadan sonra fiyat farkı talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu belirterek istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin Değerlendirmesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, temyiz incelemesinde öncelikle usuli bir hususa dikkat çekmiştir. Davacı vekilinin 24.06.2021 tarihli son celse duruşmasında, sözlü yargılama için ayrı bir gün verilmesi talebinde bulunduğu, ancak ilk derece mahkemesinin bu talebi karşılamaksızın sözlü yargılamayı sonlandırarak karar verdiği tespit edilmiştir.
Sözlü Yargılama Aşamasının Hukuki Niteliği
HMK’nın 186. maddesi, sözlü yargılama aşamasını düzenlemektedir. Anılan maddeye göre:
“Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir.”
Bu düzenleme, tarafların tahkikat sonrasında iddia ve savunmalarını sözlü olarak dile getirebilmeleri, mahkeme huzurunda son kez görüşlerini açıklayabilmeleri amacını taşımaktadır. Taraflardan birinin talebi halinde, sözlü yargılamanın aynı duruşmada yapılması zorunlu olmayıp, mahkemenin ayrı bir gün vermesi gerekmektedir.
Somut Olayda Usuli Eksiklik
Yargıtay, davacı vekilinin açık talebine rağmen mahkemenin sözlü yargılama için ayrı gün vermemesi ve aynı duruşmada sözlü yargılamayı sonlandırarak karar vermesini HMK’nın 186. maddesine açık aykırılık olarak nitelendirmiştir. Bu durum, tarafların hukuki dinlenilme hakkının ihlali anlamına gelmekte olup, usul hukukunun temel ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir.
Bu nedenle Daire, Bölge Adliye Mahkemesi kararını kaldırarak İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur. Bozma gerekçesi, usuli bir eksikliğe dayandığından, davacı vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.
Kararın Sonucu
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, oy birliğiyle aldığı kararla:
-
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına,
-
İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına,
-
Bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
karar vermiştir.
Dosya, usuli eksiklik giderilerek yeniden yargılama yapılmak üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmiştir.
Kararın Değerlendirilmesi ve Uygulama Açısından Önemi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin bu kararı, usul hukuku açısından birkaç önemli noktaya işaret etmektedir:
1. Sözlü Yargılama Aşamasının İhmali Bağımsız Bozma Nedenidir
Karar, sözlü yargılama aşamasının atlanmasının veya usulüne uygun gerçekleştirilmemesinin, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın tek başına bozma nedeni oluşturduğunu göstermektedir. Mahkemeler, tarafların sözlü yargılama talebini dikkate almak ve HMK’nın 186. maddesine uygun şekilde işlem yapmak zorundadır.
2. Hukuki Dinlenilme Hakkının Korunması
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan hukuki dinlenilme hakkı, tarafların yargılama sırasında iddia ve savunmalarını tam olarak dile getirebilmelerini gerektirir. Sözlü yargılama aşaması, bu hakkın somut görünümlerinden biridir. Taraflara son sözlerini söyleme imkânı tanınmadan karar verilmesi, hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğindedir.
3. Islah Talebi ve Süre Verilmesi
Davacı vekili, temyiz dilekçesinde ıslah için süre istemesine rağmen mahkemece süre verilmediğini de ileri sürmüştür. Yargıtay, usuli bozma nedeniyle bu hususu incelememiş olsa da, ıslah talebinin usulüne uygun şekilde değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Mahkemeler, ıslah taleplerini HMK’nın ilgili hükümleri çerçevesinde değerlendirmek ve gerekli süreyi vermekle yükümlüdür.
4. İhale Sözleşmelerinde Fiyat Farkı Talebi
Kararın esasına ilişkin olarak, ilk derece mahkemesi davacının ihtirazı kayıt koymadan hakedişleri imzalaması nedeniyle fiyat farkı talep edemeyeceğine hükmetmiştir. Yargıtay bozması sonrasında yeniden yapılacak yargılamada, bu hususun yeniden değerlendirilmesi gerekecektir. İhale sözleşmelerinde fiyat farkı talepleri, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilmelidir. Özellikle, sözleşmede fiyat farkı ödeneceğine dair düzenleme bulunması halinde, yüklenicinin ihtirazı kayıt koymadan hakedişleri imzalaması tek başına fiyat farkı hakkını ortadan kaldırmayabilir. Ancak bu husus, dosyanın esasına ilişkin incelemede değerlendirilecektir.
5. Bilirkişi Raporu ve Ek Rapor Talepleri
Davacı vekili, mahkemece ek bilirkişi raporu alınmadan davanın reddedildiğini ileri sürmüştür. Teknik ve özel bilgi gerektiren uyuşmazlıklarda bilirkişi raporu alınması ve gerektiğinde ek raporla eksikliklerin giderilmesi, sağlıklı bir karar verilebilmesi için zorunludur. Mahkemelerin, bilirkişi raporlarına yönelik itirazları değerlendirerek, gerektiğinde ek rapor veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırması gerekir.
Sonuç
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 10.04.2023 tarihli kararı, usul hukukuna ilişkin kuralların ne denli önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Mahkemelerin, yargılamanın her aşamasında usul kurallarına titizlikle uyması, tarafların adil yargılanma hakkının korunması açısından hayati önem taşımaktadır. Sözlü yargılama aşamasının usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmemesi, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın bozulmasını gerektiren bir eksikliktir.
Karar, aynı zamanda ihale sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda usul kurallarının yanı sıra maddi hukuk kurallarının da doğru uygulanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Yargılamanın usulüne uygun yapılması, maddi gerçeğe ulaşılmasının ön koşuludur.
Taraflar ve uygulayıcılar açısından karardan çıkarılması gereken temel ders, yargılamanın her aşamasında usul haklarının bilinçli şekilde kullanılması ve mahkemelerin de bu hakları koruyacak şekilde yargılamayı yürütmesi gerektiğidir.
cecenhukuk.com için hazırlanmıştır. Bu makale, bilgilendirme amacı taşımakta olup, hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Hukuki sorunlarınız için profesyonel destek almanız önerilir.








İlk yorum yapan siz olun