Dünya Sokak Hayvanları Günü, sokakta yaşayan hayvanlara yönelik koruma sorumluluğunu ve onların yaşam hakkını yeniden gündeme taşıyan önemli bir gündür. Ne var ki Türkiye’de son dönemde, sokakta yaşayan hayvanlara ilişkin benimsenen yasal ve idari yaklaşım, koruma ilkesinden uzaklaşmış, bu durum son derece kaygı verici bir süreci beraberinde getirmiştir.
Nitekim İçişleri Bakanı tarafından 1 Nisan 2026 tarihinde yapılan açıklamada, sokakta yaşayan hayvanların ülke genelinde yaklaşık yüzde 75’inin toplandığı, 51 ilde bu sürecin tamamlandığı, büyükşehirlerde ise yüzde 64 oranına ulaşıldığı ifade edilmiştir. Bu açıklama, sokakta yaşayan hayvanlara yönelik politikanın merkezine koruma, rehabilitasyon ve yerinde yaşatma anlayışının değil, yasanın diğer yükümlülükleri yerine getirilmeksizin, toplama esaslı bir yaklaşımın yerleştirildiğini açıkça göstermektedir. Oysa yasa yalnızca toplama yükümlülüğü getirmemekte, bakımevi ve doğal yaşam alanlarının oluşturulmasını, gerekli altyapının kurulmasını, bakım, tedavi ve koruma koşullarının sağlanmasını da öngörmektedir. 31 Aralık 2028 tarihine kadar süre tanınmış olmasına rağmen, uygulamada sanki yalnızca toplama hükmü varmış gibi hareket edilmesi, yasanın bütüncül yapısıyla da bağdaşmamaktadır.
Bu noktada, yeterli bakımevi ve doğal yaşam alanı oluşturulmadan toplanan bu binlerce hayvanın bugün nerede bulunduğu, hangi koşullarda tutulduğu ve akıbetlerinin neden şeffaf biçimde kamuoyu ile paylaşılmadığı sorusu bütün ağırlığıyla ortadadır. Yasa, 31 Aralık 2028 tarihine kadar bakımevi ve doğal yaşam alanlarının oluşturulmasını öngörmekteyken, yeterli altyapı kurulmadan ve mevcut barınakların koşulları iyileştirilmeden gerçekleştirildiği belirtilen bu toplamanın ardından, söz konusu hayvanların yaşam koşullarının, sağlık durumlarının, tutuldukları yerlerin ve ölüm verilerinin açık, denetlenebilir ve düzenli biçimde kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir. Kaldı ki basına ve kamuoyuna yansıyan barınak görüntüleri de, birçok yerde hayvanların bakımsız, yetersiz beslenme koşulları içinde, hastalıklarla mücadele ederek yaşamaya zorlandığını, barınakların ise hayvan refahını sağlayacak koşullardan uzak, yetersiz ve ihmal edilmiş durumda olduğunu göstermektedir. 2025 yılında yayımlanan barınak raporları da belediyelerin önemli bir bölümünde yeterli altyapının bulunmadığını, barınak sayısının ve toplam kapasitenin ülke genelindeki ihtiyaç karşısında son derece yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır.
Öte yandan, sokakta yaşayan hayvanların sayısındaki artışın başlıca nedenlerinden biri olan denetimsiz üretim ve hayvan terk etme pratiğine karşı etkili önlemler alınmadığı da açıktır. Her gün yeni hayvanlar sokaklara terk edilirken, bilinçsiz ve kontrolsüz üretime karşı etkili, görünür ve caydırıcı bir mücadele yürütülmemektedir. Buna karşılık uygulamada barınaktan sahiplendirme süreçlerinin zorlaştırıldığına, sahiplenmeye yeni kısıtlar getirildiğine ilişkin ciddi eleştiriler bulunmaktadır. Bir yandan barınaktan sahiplenmenin önü daraltılırken, diğer yandan üretim kaynaklı hayvan akışını durduracak güçlü önlemlerin alınmaması, sorunun çözümüne değil büyümesine hizmet etmektedir.
Bugün sahada karşılaşılan tablo, yetersiz barınak koşulları, bakım ve rehabilitasyon eksiklikleri, sahiplendirme süreçlerindeki güçlükler ve hayvanların akıbetine ilişkin ciddi belirsizlikler bakımından kamuoyunda haklı kaygılar yaratmaktadır. Sorunun kaynağı, sokakta yaşayan hayvanların varlığı değil, yıllardır gereği gibi yerine getirilmeyen kısırlaştırma hizmetleri, denetimsiz üretim, etkisiz denetim mekanizmaları ve yerel yönetimlerin ihmal edilen yükümlülükleridir. Sorunun nedeni kamu hizmetindeki eksiklikler olduğu halde, ortaya çıkan sonucun hayvanların yaşam alanlarından toplatılması, kapatılması ve yaşam haklarının ihlal edilmesi yoluyla çözülmeye çalışılması kabul edilemez.
Hukuk, yaşamı korumak için vardır. Sokakta yaşayan hayvanların yaşam hakkı, idarenin sınırsız takdirine bırakılabilecek, uygulamalarla etkisiz hale getirilebilecek bir alan değildir. Kent yaşamının bir parçası olan bu canlıların korunması, hem hukuki hem de vicdani bir yükümlülüktür.
Türkiye Barolar Birliği Hayvan Hakları Komisyonu olarak, sokakta yaşayan hayvanların yaşam hakkının tartışmaya açık olmadığını, koruma ilkesinden uzaklaşan tüm düzenleme ve uygulamaların karşısında olduğumuzu, gerçek çözümün kısırlaştırma, tedavi, rehabilitasyon, etkin denetim, sorumlu sahiplendirme ve yerinde yaşatma politikalarından geçtiğini bir kez daha vurguluyoruz.
4 Nisan vesilesiyle, sokakta yaşayan hayvanların yaşam hakkını zedeleyen her türlü düzenleme, uygulama ve ihmale karşı hukuki mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna bildiririz.
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ
HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU







İlk yorum yapan siz olun